Hakikate yakın da olsa uzak da olsa insanlar için "yokluk" bedenin biyolojik bütünlüğünün ortadan kalkmasıyla değil, bu dünyanın havasını solurken, suyunu içer, ekmeğini yerken de yapayalnız kalmakla, böyle bir yalnızlıktan duyulan korkuyla başlar. Doğru da düşünse, yanlış da düşünse insanlar hayatlarından bu korkulu boşluğu kaldırmaya çabalar, kendilerinde hazır bulduklarını onun yerine geçirmek ister. Kendilerinde hissettiklerini kendilerinden başkasına iletememe durumu insanda hiçlik korkusu yaratır. Hiçlik ise güvensizliğin, boşluğun hâkimiyeti demektir.
İşte bu güvenlik ihtiyacı sebebiyledir ki birçok insan içinde taşıdığı hakikat duygusunu bastırıp, bunun yerine "paylaşılabilir" bir bâtıl görüşü öne çıkarır.