Bu hakikati başka hiçbir ölümsüze itiraf etmemiş olmama rağmen, aslında biz tanrıların da insanlar kadar tutarsız, aptal, zayıf, korkak, bencil, ahlaksız, zevk düşkünü olduğumuzun farkındaydım. Evet, aynı zamanda onlar kadar zeki, cesur, güçlü, tutarlı, erdemli ve fedakardık. Sanki bizler, insanların ölümsüz haliydik. 
Hayvanların duygularından emindim, çünkü yalan söyleyemeyecek kadar saftılar. Ama insan denen o ölümlü mahluk, her türlü belanın, her türlü melanetin kaynağıydı. Kahramanına da, hainine de, cesuruna da, korkağına da, yaratıcısına da, yıkıcısına da, asla güvenilmezdi. Birbirlerine yaptıkları kötülükler yetmezmiş gibi, kurdundan kuzusuna, çiçeğinden ağacına her türlü canlıya zarar vermekten çekinmezlerdi. Ne çekinmesi, bu kötülükten zevk alırlardı.