“Ümit mi? Ümit kötülüklerin en büyüğüdür!” Nietzsche haykırıyordu artık. “İnsanca, Pek İnsanca adlı kitabımda, Pandora’nın kutusu açıldığında ve Zeus’un oraya yerleştirdiği kötülükler insanların dünyasına saçıldığında hiç kimsenin farkında olmadığı son bir kötülük kalacak; o da ümittir demiştim. O zamandan bu yana insanlar o kutunun ve içindeki ümidin iyi bir şey olduğu yanılgısı içindeler. Ama Zeus’un insanın eziyet çekmeye devam etmesi arzusunu unutup gittik. Ümit kötülüklerin en büyüğüdür çünkü eziyeti uzatır.”
Freud haklıydı: beyinde bilincin ötesinde olan ama hep tetikte bekleyen ve her an bilinçli düşünce sahnesine çıkabilecek olan bir düşünce deposu olmalıydı.
Peki ya Nietzsche’nin özgürlüğü! Onun yaşadığı gibi yaşamak nasıl bir şeydi? Ev yok, sorumluluk yok; ödenecek maaş, yetiştirilecek çocuk yok; plan yok, proje yok, rol yok, toplumda bir yerin yok. Böyle bir özgürlüğün cezbedici bir yönü vardı.