‘Zaman geçtikçe,birlikte yaşama faaliyetleri ve genetik değiş tokuşun etkisiyle sonunda vicdanımızı kanımızın rengine,gözyaşımızın tuzuna karıştırdık ve bu da yetmezmiş gibi,gözlerimizi içeriye dönük aynalar haline getirdik ve onlar da sonuçta çoğu zaman ağzımızla inkar ettiğimiz şeyleri hiç çekinmeden gösterir oldu.’
‘kanı renksiz,kıvamlı bir akışkanlığa dönüşmüştü,ona ait olmasına rağmen bir şekilde ona yabancı bir şey olmuştu,kendisinden çıkıp yine kendisine yönelen bir tehdit gibi.’