Her ne kadar kitabın ana kahramanı yazar Nina gibi gözükse de odakta olan kişi Tilly idi. Tilly’nin uğradığı haksızlıklar ve Jasper tarafından gördüğü muamele insanı üzüyor. Yangından sonra adada başladığı hayat her ne kadar bir umut ışığı olarak görünse de Tilly’nin çektiği vicdan azabı buna engel oluyordu, zaman zaman unutmuş gibi yapsa da aklının bir köşesinde duruyordu. Diğer yandan Nell ile olan bağı iç ısıtan cinstendi. Sterling ile bulduğu aşkı ile sevildiğini hisseden ve mutluluğu yakalayan Tilly’nin bu sevinci ne yazık ki çok sürmedi ve onu bu hayal kırıklığı ve zaten var olan vicdan azabı olmayacak hataya sürükledi. Hettie’nin şeytani planı tıkır tıkır işledi ve Tilly’yi kandırmayı başararak kaçtı ve Tilly’yi büyük bir suçun ortasında bıraktı. Bunlar bir yandan olurken kitabın diğer ana kahramanı Nina’nın da sanatsal tıkanıklığı devam ediyordu... bir yandan Joe’ya hissettiği duygulardan kaçmaya çalışması bir yandan büyük büyükannesi Elanor ın yazdığı taslakları kullanmasının ortaya çıkmak üzere olduğu bir kaosun içindeydi.
Neyse çok uzattım. Sonuç itibariyle günümüz hikayesinde Nina da geçmiş zamandaki hikayedeki Tilly de mutluluğa kavuştular. Kitabı genel olarak beğendim. Çok fazla edebi bir dile sahip olduğunu söyleyemem ama okurken keyif vericiydi sanki bir dizi izliyormuşum hissi yarattı.