Oblomov… kendisini hayattan soyutlamış, üşengeç bir adamın hikayesi.
Oblomov çiftlik sahibi bir ailenin oğluyken zamanla işler değişir, çiftlikten ayrılarak memurluk yapmaya başlar fakat işler umduğu gibi gitmez zira Oblomov rahata alıştığı için çalışmak, birilerinden emir almak ve bu hayata devama etmek ona anlamsız aynı zamanda da zor gelir. Zamanla iyice uyuşuk bir hale bürünen Oblomov her yeri dökülen dairesine tabiri caizse mahkum olur. Tabi bu mahkumiyet Oblomov’un isteğiyle gerçekleşir. Ara ara arkadaşları ziyaret eder özellikle en yakın dostu Ştols. Bir süre sonra bazı nedenlerden dolayı taşınır ve Olga ile tanışır ona aşık olur aralarında evliliğe doğru yol alan bir ilişki başlar fakat Olga onun bir türlü değişmeyeceğini ve hep bu uyuşuk halde kalacağını anlayarak ondan ayrılır. O sırada Oblomov başka bir eve geçmiştir ve ayrılık sonrası ev sahibi ile bir yakınlaşması olur. Herkes kendi hayatına devam eder.
Oblomov’un kendini hayattan soyutlaması, üşengeçliği ve bir türlü hayata uyum sağlayıp insan gibi yaşayamaması dönemin Rus toplumunun değişime ayak diremesini sembolize eder. Avrupa’ya nazaran sanayi devrimini tamamlayamamış, ama Avrupa ile temas halinde olan, Doğulu olmanın mı yoksa Batılı olmanın mı geleceğini belirleyeceği konusunda kararsızlıklar içerisindeki Rusya’nın adeta Doğulu yüzüdür Oblomov.
Diğer yandan da Ştolts karakteri bunun tam zıttıdır diyebiliriz. Çocukluğu Oblomov ile geçmesine rağmen hayatı bambaşka yöne evrilmiş, değişime ve gelişime hep açık olmuştur. Modern ve kapitalist bir karakterdir. Sürekli kazanır, o kazandıkça Oblomov kaybeder. Hatta İlya Olga’yı kaybettiğinde bile yine Oblomov’un sayesinde Ştolts kazanır. Ama tüm bunlara rağmen aralarındaki o bağ bozulmaz ve dostlukları hep devam eder ve her zaman Oblomov’u harekete geçmesi