Adamın biri harikulâde bir iş başarmış ve köpeğine
poker oynamayı öğretmiş. Artık köpekle sahibi sıkça
poker oynar olmuşlar. Çevreden sormuşlar adama:
"Köpeğinizle poker oynamak nasıl bir duygu?" Adam ağzı kulaklarında cevap vermiş: "Ah, çok zevkli, çok
hoşuma gidiyor. Hep ben kazanıyorum." Çevredekiler
hiç şaşırmamışlar olayın böyle sonuçlanışına. "Elbette,"
demişler, "Ne de olsa o bir köpek, pokeri bir insan kadar
ustaca oynayacak değil ya!" "Hayır, yanlış anladınız."
diyerek itiraz etmiş köpeğin sahibi, "Köpeğim bir insan
kadar zekidir ve oyunun bütün inceliklerini biliyor. Ancak şu var ki, eline ne zaman iyi kâğıt gelse, kuyruğunu sallamadan duramıyor. İşte, köpeğimle poker oynamanın bütün zevki burada."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şunu derinden kavramaya mecburuz ki İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de "meşru ve muteber alan" hükümdarın temsilcisi olduğu dünya görüşü içinde olanların alanıydı. Bu tarihten itibaren hükümdarların bir dünya görüşünü temsil etmeleri gerekmedi. Çünkü bütün
hükümdarlar hükümranlıklarını gayr-i şahsî bir nesneye
ve o nesnenin icbar ettiği ilişkilere kaptırdılar: Para.
Türkiye'nin vakit kaybettiğini söyleyenler önce Türkiye'nin nereye varmayı hedeflediğini sarahate kavuşturmalıdır. Eğer bunu yapamazlarsa şöyle demiş
olurlar: "Gerçi Türkiye'nin bir yere gideceği yok ama
yine de geç kalmış sayılır."
Kemalizm dâhil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
hedef arayışlarına denk düşecek bir resmî felsefesi
olmadı. Hele resmi otoritenin taçlandırmayı göze aldığı
bir düşünce adamına hiçbir dönemde rastlanılmadı.
Çünkü felsefenin hep haşarı bir yanı, düşüncenin hep
kurulu düzene intibaka engel teşkil edecek bir özelliği
vardı. Devletin memurdan başkasına ihtiyaç duyduğuna
şahit olunmadı.