Kendi Hissettiklerimi Yazdım,Naçizane.
Güzel insanlar biriktirmek kadar,güzel cümleler de biriktirmeli insan.Bir iz,bir dokunuş,bir hatıra bırakabilmeli tanıklık ettiğimiz hayatlara.Şöyle bir insan vardı,şöyle bir cümle demişti,hala hatırlarım diyebilmeli insanlar arkanızdan.Çok şey kalmıyor zirâ bir kalp atışından geriye.Başka da zenginlik yok sanırım.Hem dünya burası,ne kazanılır ki bir duadan başka.An gelir insan kendi karanlığında kaybolurken,bir cümle hayat verir soğuk sessizliğine.Para,pul,şan şöhret insana saygınlık katıyor.Ama insanın kazanması gereken şey,sevgidir öncelikle.Nasıl birisiydi? diye sorduklarında,çok severdim,çok hem de diyebilmeli ardınızda.Çünkü hepimiz kendi yaramızın sızladığı yerden bakıyoruz hayata çoğu zaman.Kendi ıstırabımızın acıdığı yerden.İnsan bir elinde kalbi,diğer elinde çiçekleriyle uzanabilmeli o yaralara.Hayat acımasızdır,kabulümdür ama insan bazen hayattan da büyük olabilmeli.Kendi içinde ki hayat için çabalayabilmeli.Güzel olmalı yaa,çünkü bu dünya da güzellikten anlamlı şey yoktur.Şöyle der şair: Kuş ölür,sen uçuşunu hatırla...
Aynen insan ölür,insan gider,insan bu ya hu.Sen güzel hatırlan.İsmin geçince gülümsettir.Hayat başka bir amaç taşımaz.
Saygılarımla,Ahmet BEKDEMİR

İmkanların varlığından söz edilir hep ve bir cümlede 'imkan' geçiyorsa gençler elde edemedikleri zaferler veya elde ettikleri yenilgilerden dolayı hep bir suçluluk psikolojisine sürüklenmek istenir. Birde 'ben olacaktımki' takımı var şu anki koşullarda gençliğini geri verip 'hadi ol' diyesi gelirki insanın sorma. Hayatın yalnızca tespitlerden ibaret olduğunu tecrübenin parayla sınırlandırıldığını bir türlü anlatamazsın. Eskiden ne imkân nede para vardı ama şimdi yalnızca imkân var para yine yok. İmkân yaratmak bile para gerektiriyor yani bu döngü kısır döngü. Kısacası ne bugününden şikayetçi olanlar nede dününün hasretinde olanlar haklı.

Darısı Başına Deyiminin Anlamı ve Hikayesi Kısaca
Eskiden uğur ve bereket getirmesi için, gelinin ba­şına darı serperlermiş. Bu görenek bugün de bazı yerlerde yaşamaktadır. Sonradan bazı yerlerde de geli­nin başına para serpilir olmuştur. Bu söz çok eski de­virlerden kalmış olmalıdır.

Mutlu bir işin, söylenen kimseye de nasip olması di­leğiyle böyle söylenir.

Caner CAN, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Burjuvazi
Burjuva toplumunun insana değer verme biçimi; para ve şöhrettir...

Martin Eden, Jack LondonMartin Eden, Jack London
Ahmet Ataş, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanlık
Ayrıca hangi zamanda yaşadığını zannediyorsun sen? İnsanlar birbirlerine yardım etmeyi çoktan bırakmış. Herkesin tek derdi vicdanını rahatlatmak. Sokakta mendil satan çocuğa para vermek bile zor gelir, onun yerine sosyal medyada mendil satan çocuğun fotoğrafını paylaşmak yeter onlara. Bi' insanın neye ihtiyacı olduğunu bilmeden ona nasıl yardım edebilirsin ki? Birbirimizi kandırmayalım. Kimse kimsenin umrunda bile diyil.

Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 184)Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 184)

Dün üstünlük ölçüsü kan, toprak, ırk, soy ve aile idi; bugün ise iktisat, para, sermaye oldu.

Ali Şeriati

Su Üstüne Yazı Yazmak ...Amerika'da doğan ,Amerika'da yaşayan Muhyiddin Şekur'un tasavvufla tanismasini ve bu tanisiklik sırasında Mursid'inden aldığı derslerle dönüşümünü ve manevi gelişimini konu alır .

Öncelikle ilk defa "tasavvuf" türünde bir kitapla tanışmış oldum.Şeyh-murid kavramları bana her ne kadar uzak kavramlar olsa da kitabın ruhundan ,Ramazan'ı da vesile kılarak istifade etmeye çalıştım.Sertlikten hoşlanmayan birisi olduğum için yazarın büyük büyük laflar etmeden ,ümidi soluklamasi ,şefkatle her şeye rağmen kucaklayici olması açısından ,kalbi yumuşaklık vermesi açısından değerli buldum bu eseri.Ancak bu kitabın da okunması için manevi bakımdan belli bir olgunluğa ulaşılması gerektiği kanaatini taşıyorum.Hedonist yaşam şeklinden birazcik olsun uzaklaşarak kalbimizin farkına vardigimiz,kalbilestigimiz şu günlerde, kitabın olay orgusunun de Ramazan'a denk gelmesi müthiş bir tevafuk oldu benim açımdan.Sufizm ile yazarın kendi marifet ufkuna göre kulluk derinliğine ,arayışına ,pismanliklarina şahit olacaksınız.Kitapta altını çizdiğim ,hayatta motto olabilecek o kadar yer oldu ki zaman zaman bu kaynağa basvurup yudumlamak istiyorum .


Nasıl ki yaşamın içinde her şeyin bir hikmeti ,kalbi hatirati var ise başımıza gelen musibetlerin ,gelişmelerin de enfusi dairemizde bir karşılığı vardır.Ancak dünyayı tamamen kalbimizde taht kurdurdugumuz için biz bunu yorumlamaktan veya bir hikmetinin olduğunu yormaktan çekiniriz .Bağlı olduklarimizla ayrılmak, bagliligimizin şiddeti nispetinde acı verdiği için gerçeklerle yüzleşmek de nefsimize ağır gelebiliyor.Oysaki gözümüzü perdeleyen dünyayı terk etmeyi basarabilirsek,"dünyalı " olmaktan bir nebze vazgecebilirsek şayet "Mahlukatin soluklari sayisinca Allah'a giden yollar var!" dusturunca her durakta nefes alıp kalbimize dönüş yapabilir ,bakışlarımızı O'na odaklayabiliriz .


Kitaptaki beni çok etkileyen hazinedar Ayaz'in satılacak bir köle durumundayken hazinedarliga yukselisinin kalbinde makes bulmamasi için eskiden sahip olduğu fakirlik kıyafetini giyerek aynaya bakıp öz kimliğini kendisine hatırlatması ,bir hiç olduğunu ,acziyetini kabul etmesi; hayatı kral gibi yaşayıp kendi iktidarimizi sürdürmeye çalışan bizlere kendi Sultan'imizin huzurunda nasıl durmamiz gerektigiyle ,kalbimizin hazinedarina karşı nasıl bir duruş sergilememizle alakalı kulaklara küpe olması gereken ders niteligindeydi.

En çok aslında kendimizi ihmal ediyoruz.Kendimizden vazgeciyoruz.Kulluktan yana yorgunluk yaşıyoruz.Muslumanliga çok avamca yaklaşıp ,kendi kalbimizde siglastiriyoruz.Ibadetlerimizde bile bıkkınlık var maalesef. Kırılacak cam parçalarına elmas fiyatı vererek "ebed" için yaratilisimizi çok ucuza satıyoruz.Ibadetler şeker şerbet yudumlar gibi zevk vermiyor bizlere.Neden duymuyoruz ?Neden heyecan yok ?Oysaki gülücükler saçan,gözümüzü boyayan makyajlı dünya kime ait olmuş ki ? Gerçekten kalbimizin ve ruhumuzun bakıma ihtiyacı var.Seklimizi semalimizi varlık aynasında seyretmeye ,yaralarimizin,kiriklarimizin Kudret eliyle nasıl sarıldığını gozlemlemeye ihtiyacımız var.Hayatımızda rahmetin tecellerinin izini sürüp kitaptaki gibi teslimiyet zor da olsa Sanatkarimizin bize bicmis olduğu değeri biçmek için kendi sigligimizdan kurtulmamiz gerekiyor.Her şeyden ziyade kalbimize karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz.


Hallaci Mansur'un "Aramızda tek bir perde var Ya Rabbi .O da benim.N'olur benden ben'imi al" dediği gibi içimizde köpürüp duran ,bitmek bilmeyen arzu kuyularimizda bogulmamak için "terk" şart .Neyi terk peki ? Rabbimizle muhabbetimize mani olan her ne ise ...Makam mi,evlat mı,para mı,villa mi ? Herkes bagimliliklarini ve zaafını çok iyi bilir emin olun.Neleri gözümüz kapalı ağrısız sancisiz bir şekilde,gölgesine kanıp aslına,faniligine aldanıp ebedi bir dünyaya nimet icre nimetleri oburca sadece burada tuketip feda ettik ?!!!

Oysaki sürekli suçu isnat ettiğimiz,hatalarımızı yukledigimiz içimizde ayrı bir varlık varmis gibi düşündüğümüz nefsimiz ,nefes anlamına gelen nefsimiz, yerine göre sinirlarimizi astigimizda "el freni" misali hayra teşvik edip kötülükten de alikoyarak nurani bir helozonla hayat ufleyebiliyordu bizlere !!!

Yine yazar en güzel saflastiricinin "ateş" olduğuna dikkatleri çekip ,iç derinligimizde yaşayacağımız varoluş sancimizin ,izdirabimizin kim bilir pismanliklarimizin bizi Vadedilen Yer'e goturebileceginin söylüyor.Hz.Meryem validemizi bir hurma ağacına yaslanmaya sevk eden doğum sancısı,Hazreti Yakub’un gözlerine perde indiren hasret,Hz.Eyyub'a(as)“Ya Rabbi, zarar bana dokundu, Sen Erhamü’r Rahimim’sin.” dedirten hastalık ne ise bizlere de derinlik
kazandıracak,yakinlastiracak hüzün ağrısı da odur .Yeter ki bizler de Hz.Musa(as)'daki gibi "Ateş elde etmek için gitti öyle bir ateş gördü ki ateşten vazgeçti " teslimiyetinin zerresi bile olsa eşyanın bağrında saklı hikmetlerin hadiseler calkalandikca açığa çıktığına canı gönülden tereddüt etmeden inanalım.O zaman sancilarimiz bizde bir manevi doğuma,amudi yükselişe dönüşebilir belki.Rabbimiz sabrettiklerimize mukabil bize burada tattirdigi leziz nimetleri ilahi ikram olarak ahirette de tattirir İnş.


Ve işte o zaman tüm kırık ve yıkık yüreğimizle saraylara bile degisemeyecegimiz hüzün kulubemizle bizi birakmayan ,hatirimizi gören Rabbimiz bizlere ne harikuladelikler sunacaktir.Hatta bir adım daha yukarı çıkıp tüm bu harikuladeliklere “Değildir bu bana lâyık, bu bende; bana bu lütf ile ihsan nedendir! sırrıyla "Ben istenmesi gerekli olan şeylerin en büyüğünü istemiştim. Ben Seni istemiştim. Sen benim ol, başka hiçbir şeyim olmasa da olur. Çünkü ancak Seni bulursam her şeyi bulmuş, Seni kaybedersem işte o zaman her şeyi kaybetmiş olurum kulluk suuruyla dopdolu yasayabilsek.Ahh ...Uyuklamaya ve uyusukluga sürekli meyyal nefsim, ahh nefsimi yanlis yonlerde kullanan gayretsiz heyecansiz iradem !!! Rabbim emanetini kabzetmek zamanına kadar bizleri emanetinde emin eylesin.Aklı midesine,kalbi nefsine,ruhu cesedine hakim olan kullarından eylesin .

Bu kitapla tanismama vesile olan ,sayelerinde ilk defa tasavvuf konusunda az çok bilgi sahibi olabildiğim Eylül Türk Hanım ve Derya (Bahir) DENİZ'ya çok teşekkür ederim.


Keyifli okumalar ...

Nur Akdemir, bir alıntı ekledi.
10 saat önce

Herkes köşe ofisi ve kürekle para kazanmayı ister ama çok az insan haftada 60 saat çalışmaya işe gidip gelmek için uzun saatler harcamaya can sıkıcı bürokratik işlere ve küçük bir bölmenin kısıtlı cehenneminden kaçmak için keyfi şirket hiyerarşilerine göğüs germeye hazırdır.

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı, Mark Manson (Sayfa 37)Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı, Mark Manson (Sayfa 37)