Derken Aşk yerini sana bıraktı, hiçbirşey seni unutturamadı, ne kadın, ne para, ne şarap, ne de başka bir şey şu hayatta. Ve -ah, inayetlidir Tanrı- sen süsledin durdun rüyalarımızı, dün şarap yoktu, bugunse meyve. Fakat ekmek - seni eksik etmesin Tanrı!
ÖLÜME YAKIN Akşamüstüne doğru, kış vakti; Bir hasta odasının penceresinde; Yalnız bende değil yalnızlık hali; Deniz de karanlık, gökyüzü de; Bir acayip, kuşların hali. Bakma fakirimişim, kimsesizmişim; Akşamüstüne doğru, kış vakti Benim de sevdalar geçti başımdan. Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı. Ölürüz diye mi üzülüyoruz? Ne ettik ne gördük şu fâni dünyada Kötülükten gayri? Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz.
Reklam
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? sevmek için güzele mi bakmalı? çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? hırsızlık; para, mal mı çalmaktır? saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? solması için gülü dalından mı koparmalı? pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? öldürmek için silah, hançer mi olmalı? saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı?” Victor hugo
“Bu parayı görünce gülümsedim: "Ah, lanet olasıca!" dedim yüksek sesle, "Ne işe yararsın ki sen? Benim gözümde hiçbir değerin yok; hayır, eğilip yerden almaya bile değmezsin; şuradaki bıçaklardan bir teki bile bu para yığınından daha değerli; seni kullanabileceğim hiçbir yer yok, o halde olduğun yerde kal ve canı hiçbir değer taşımayan bir yaratık gibi denizin dibini boyla.”
Yaşamak dediğim şey,paranın miktarıyla ilgili değil çünkü; yaşamanın gezmek, eğlenmek, para harcamak gibi anlaşılmasını istemem. Peki ne olabilir o zaman yaşamak?
Böylece çetenin bütün tetikçilerini ele geçirmiştik. Elbette Kuşçubaşı Eşref'in sözüne halel getirmedik, Mahmud Şevket Paşa’nın katillerini aşağılamadan, tahkir etmeden teslim ettik adliyeye. Ama olayda kimin parmağı varsa hepsinden de hesap sormaktan çekinmedik. Ancak bu komploya adı karışan iki kişi vardı ki, onlarla uğraşmak hakikaten cesaret istiyordu. Biri, Abdülmecit’in öz torunu Damat Mahmud Celalettin Paşa’nın oğlu Prens Sabahattin’di. Gerçi bu vakada, Çerkez Kazım’dan uzak durmuştu ama fırsatını bulsa hepimizi bir kaşık suda boğardı. İkinci şahıs ise Sultan Abdülmecid’in torunu Münire Sultan ile evli olan Damat Salih Paşa’ydı ki, bu şer çetesine para yardımı yaptığı hepimizce malumdu. Fakat arkalarına sarayı almış bu iki şahıstan hesap sormak, öyle kolay iş değildi. Lâkin, İttihat ve Terakki de artık rüştünü ispat etmek istiyor, herkese şu mesajı vermek istiyordu: “Bu ülkede iktidar artık cemiyettir, bize karşı isyan eden, komplo hazırlayan, tuzak kuran, cinayet işleyen kim olursa olsun en ağır cezaya çarptırılacaktır.”
Reklam
1.000 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.