• 🍀İsveç Neden Refah Seviyesi En Yüksek Ülkelerden Biridir?
    Neredeyse "refah" kelimesi duyulduğu anda akıllara gelen ilk imgelerden biri İsveç. Peki neden? Türk asıllı bir İsveç vatandaşı Ekşi Sözlük'te konuyu çok güzel tasvir etmiş:

    "İsveç, vatandaşı olduğum ülkedir. İsveç'te refah seviyesi yüksektir, ama bu sandığınız sebeblerden değil. İsveç'teki refah seviyesinin sebebi İsveçlilerin çok para kazanmasından çok isveçlilerin aşırı derecede tutumlu olması ve hesaplarını bilmeleridir.

    Türkiye'de tam tersi bir durum var. Mesela son yıllarda ülkemizde "serpme kahvaltı" modası başladı ve bir çok beyaz yakalı haftasonları boğaz manzaralı kahvaltıcılara gidip 2-3 günlük maaşını tek öğünlük yemeğe veriyor. Bunu bir isveçliye söyleseniz kalpten gider. Volvo'da yöneticilik yapan müdürlerin bile evden tost yapıp getirdiği isveç'te insanların dışarıda yemek yemesi için özel bir durum olması gerekiyor. Birinin doğum günü, evlilik yıldönümü, mezuniyet gibi özel günler dışında neredeyse dışarıda hiç yemek yemiyorlar. İşe bisikletle veya toplu taşımayla gidip geliyorlar. Ailenin bir tane ufak bir arabası oluyor ve bunu mutfak alışverişi yapılacağında filan kullanıyorlar. Bir evde sadece oturulan odada ışıklar açık oluyor. Bizdeki gibi evde yalnız otururken "ses gelsin de yalnızlık hissetmeyeyim" diye tv'yi açık bırakmıyorlar mesela.

    Aldıkları bir paltoyu 10-12 sene boyunca giyiyorlar. Ortalama bir İsveçlinin kıyafet dolabı içerik olarak ortalama bir Türkün dolabının 5'te biri kadardır. Biz bir giydiğimizi bir ay giymeyiz ama isveçliler bu konuda gocunmaz. Gerekirse 3 günde bir aynı gömleği giyerler. bizdeki gibi her sene cep telefonlarını yenilemiyorlar ve yenilediklerinde de ucuz bir model alıyorlar. Bizdeki gibi her 2-3 senede bir araba yenilemiyorlar. Oturdukları evlerin çoğu tarihi yapılardan oluşuyor ve kimse 150-200 senelik bir binada oturmaktan gocunmuyor. Bizde 15-20 senelik binalara bile eski denip burun kıvrılıyor. Adamlar çöplerini bile geri dönüşümden geçirip elektrik üretiyorlar. Evlerine temizlikçi tutmuyorlar. Bulaşıklarını elde yıkıyorlar. Evde bir şey bozulursa kendileri tamir ediyorlar. Volvo ve İKEA gibi kendi ülkelerinin ürünlerini saymazsak marka takıntıları yok. Karı koca gece gündüz demeden çalışıyorlar. Çocuklar bile genç yaşta iş bulup harçlığını çıkartmaya başlıyor.

    Evlerdeki mobilyalarda minimalizm ön plandadır ve ihtiyaç olunmayan mobilya asla alınmaz. evlerde tam olarak yeterli miktarda mobilya bulunur ama fazlası bulunmaz. Ayrıca mobilyalar 20-25 yılda bir yenilenir. Bir isveçli 20 yaşında ailesinden ayrı eve çıkıp kendi evine taşındığında aldığı mobilyalarla 40-45 yaşına kadar idare edebilir.

    Bizde ise inanılmaz bir savurganlık var. Kimse üretim yapmıyor ama herkes tüketim yapıyor. Herkes gösteriş peşinde. Herkes rahatına ve konforuna düşkün. Herkes en yeni evlerde yaşayıp en iyi arabalara binip çeşit çeşit kıyafet alıp sürekli dışarıda yemek yiyip en yeni telefon modellerini kullanıp en lüks şekilde yaşamak istiyor. Kimse hayattaki hiçbir rahatından taviz vermek istemiyor. İsveç ve kuzey avrupa'daki diğer ülkelerde refah kültürü var ama bunun sebebi sandığınız şeyler değil. Onlar para içinde yüzdükleri için değil tutumlu oldukları için refaha ulaşabildiler."
    (Bekir Fevzi Yıldırım)
  • Bediüzzaman, Afyon'da bulunuyordu. Zübeyir Gündüzalp, ona Türk Kuşu Crmiyetinin, isteyenleri uçakla gezdirdiğini söyledi. Üstad, bu haberden sevindi ve "Zübeyir, git üç bilet al, ruy-i zemini[yeryüzünü] semadan temaşa edeli." dedi.
    Zübeyir Gündüzalp, Türk Kuşu'na gitti. Biletlerin tanesi 50 lira idi. 40'lı yılların sonunda bu para, epeyce yüksek bir meblağ demekti.
    Durdu, düşündü. Biliyordu ki, Üstad, iktisatlı ve israfsız yaşamayı hayatının en temel prensiplerinden biri haline getirmişti.
    Nihayet dönüp geldi.
    Bediüzzaman sordu:
    "Ne oldu Zübeyir?"
    "Üstadım, her bilet 50 lira. Bu sebeple size danışmadan alamadım.
    Bu cevap üzerine Bediüzzaman, iki elini, avuçları birbirine açık olarak ileri doğru uzatıp salladı. Bazen böyle konuşurdu.
    Dedi ki:
    "Tamam, tamam; ben de bedava olduğu zaman binerim..."
    ...
  • 2. Gıyaseddin Keyhüsrev Türk Tarihinde sevdiğinin (Gürcü Hatun) silüetini para üzerine bastıran ilk(tek) hükümdardır.
  • 136 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Basit bir anlatım dili kullanılmış ve sıradan bir kişisel gelişim kitabı asla değil. Okurken içinde kaybolabileceğiniz vay be dedirtebilen yazarın kendi hayatına dair yaşadığı en mutsuz ac içeren ve güçsüz olduğu konulara değinmiş.
    Aşk kariyer para özgüven gibi konularda olumlama cümleleri var ve yine bu konularla ilgili ritüeller var, severek okudum 1 günde bitti.
  • Yaşamımın giderek geri dönülmez bir biçimde daralan bir dehlize dönüşmekte olduğunu kime anlatabilirdim? Çektiğim işkenceyi, uykusuz gecelerimi, intiharla flört etmemi kim anlayabilirdi? Ne de olsa her şeye sahiptim: Para, dostlar, aile, güzel ve çekici bir eş, ün saygınlık. Beni kim rahatlatabilir? O apaçık soruyu sormaktan kim kendini alıkoyabilir: "Daha ne istiyorsun?"
  • " Para için ölen ve bir 'mevki' yitirdikleri için umutsuzlanan ya da ailelerinin mutluluğu için büyük tavırlarla kendilerini feda eden o tuhaf yaratıklara şaşkın ve biraz kuşkulu bir gözle bakıyordum hep. "
    Albert Camus
    Sayfa 63 - Can Yayınları
  • Petrol ve doğalgaz gibi para getirecek kaynakları bulunmayan ekonomiler için çikış yolunun bilime dayanan eğitimden geçtiği çok açik.