Buz gibi soğuk, çılgın bir ritimle dans ediyoruz, uzun ve kısa dalgalar eşliğinde, hiçlik çanağının içinde. Şehvetin her santimi paraya akıyor. Onları savunmasız kılacak bir kusur arayışı içinde bir mükemmel dişiden ötekine geçiyoruz, fakat kusursuzlar, aynı istikrar çerçevesinde de kapalı. Aşkın mantığının soğuk ve beyaz bekâreti bu, çekilmekte olan dalganın örgüsü, mutlak hiçliğin kıyısı. Ve ben, mükemmeliyetin bu bakir mantığıma sınırında beyaz umutsuzluğun dansını ediyorum, son duyguya kurşun sıkan son beyaz adam, umutsuzluğun özenle bağlanmış eldivenleriyle göğsünü yumruklayan bir goril. Kanatlarının çıkmaya başladığını hisseden, satenimsi bir boşluğun ortasında delifişek bir goril; gece de elektrik bir bitki gibi büyümeye devam ediyor, siyah kadife boşluğa akkor tomurcuklar fırlatıyor. Tomurcukların elemle açtığı gecenin kara boşluğuyum ben, ayın donmuş çiyinde yüzen bir denizyıldızı. Yeni deliliğin mikrobuyum, anlaşılmaz bir dil ile kuşanmış bir ucube, ruhun can evine kıymık gibi saplanmış bir hıçkırık. Meleksi gorilin o pek makul ve güzel dansını ediyorum. Bunlar benim meleksi olmayan meczup kardeşlerim. Hiçliğin kof çanağında dans ediyoruz. Aynı bedene aitiz, fakat yıldızlar kadar ayrığız.