Tanrılar insanlığı kendi hayallerine göre yarattılar, diye öğretildi bize. Herkesin içinde bir yaratma dürtüsü vardır. Bu dürtü çeşitli kanallarla ifade bulabilir: Yazıyla, sanatla veya müzikle, icat kabiliyetiyle veya yemek pişirmek, bahçe düzenlemek yahut hitabet sanatı gibi her birimize has çok çeşitli yollarla. Buradaki temel mesele, o dürtünün hakkını vermektir. Bunu yaparak kendimizi ve başkalarını iyileştirir; yapmayarak da bedenlerimizi ve ruhlarımızı köreltiriz.
Kendimizi ısrarla görmeye çalıştığımız güçlü insan imajı, bir zayıflığı -çocuğun görece zayıflığını- gizlemek için yaratılmış bir imajdır. Bir insan güçlü olmasına rağmen yardıma ihtiyaç duyabilir, hayatın bazı alanlarında sağlam durup bazı alanlarında çaresizlik ve kafa karışıklığı yaşayabilir. Yapabileceğimizi düşündüğümüz her şeyi yapmamız mümkün değildir.
Duygularını anlayacak, onu teskin
edip yatıştıracak kimse yoksa etrafta, üzüntüyü veya kızgınlığı yaşamak çocuk için hiç de rahatlatıcı bir şey değildir.