Seda Şenay

10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Uzun süredir beni bu kadar içine alan bir kitap olmamıştı. Bugün kitabı uzun uzun okumayı planlamıştım… ama bitirebileceğimi hiç düşünmemiştim. Elimden hiç düşmeden akıp gitti. Sanki bir kitabı değil de, sahne sahne akan bir filmi izliyordum. Ama asıl mesele akıcılığı değil… Bu kitap hissettiriyor. Adalet… Onu bir karakter gibi okuyamıyorsun. Bir yerden sonra o, kitapta kalmıyor. Sanki senin hayatına karışıyor. Bir komşu gibi, bir arkadaş gibi… hatta bazen kendin gibi. Onun yaşadığı duygular, zihnindeki kırılmalar, gelgitler… hepsi öyle gerçek ki, bir noktadan sonra onun için üzülmeye değil, onu korumaya başlıyorsun. Kitap boyunca çok fazla ters köşe vardı. Tam “evet, şimdi böyle olacak” dediğim anda, hikâye bambaşka bir yöne evrildi. Bu da beni sürekli içinde tuttu. Sonu ise… Beni hüzünlendirdi. Hatta ağladım. Kitabı kapattığımda Adalet’ten ayrılmak, onunla vedalaşmak benim için zordu. Sanki gerçekten tanıdığım birini geride bırakmış gibi hissettirdi. Kitap boyunca sadece okumadım; Otobüste okurken bazen şaşkınlıktan gözlerim büyüdü, bazen de istemsizce güldüm. İnsanların içinde, bir kitabın seni bu kadar ele geçirmesi… çok uzun zamandır yaşamadığım bir şeydi. Ve en son “delilik bulaşıcıdır” cümlesini okuduğumda… galiba bana da bulaştı dedim Nermin Yıldırım’ın dili zaten tanıdık bir büyü taşıyor benim için. Daha önce okuduğum kitabında da aynı akıcılığı hissetmiştim. Ama Dokunmadan, onun ötesine geçti. Bu kitap daha derine indi. Daha çok yaraladı. Ve belki de bu yüzden… Bu kadar sevdim. Çünkü bazı hikâyeler güzelliğiyle değil, bıraktığı izlerle hatırlanır. Bu kitap… İz bırakanlardan.
Duygu ve Düşünce
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma
Seda Şenay
Bizi bize anlattığı için sevdim sanırım 🥹 Adalet'i sarıp sarmalamak istedim. Bir kere içten sarılsaydılar o da dokunabilirdi 🥲
Reklam
Hepimiz Miskinler Tekkesi’ne Tâbiyiz
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 22:54
Henüz ilk sayfalardan itibaren kendini hissettiren bir şey vardı: Bu kitap, gördüğü değerin çok daha fazlasını hak ediyor. Kitabın isminin de metnin konusuna ve anlatılmak istenilen eleştirilere doğrudan hizmet ettiğini düşünüyorum. “Miskinler Tekkesi” sadece bir mekânı değil; bir zihniyeti, bir yaşam biçimini ve hatta farkında olmadan parçası olduğumuz bir düzeni simgeliyor. Buradaki “miskinlik”, yalnızca tembellik değil; sorumluluktan kaçma, çıkar uğruna eğilip bükülme, gördüğü yanlışlara rağmen sessiz kalma hâli. Başlangıçta Osmanlı’nın son dönemlerindeki çalkantılı yapıyı, İttihatçılarla birlikte değişmeye çalışan düzeni ve buna karşılık ya direnen ya da sadece izleyen insanları anlatıyor gibi görünse de, ilerledikçe bunun çok daha derin bir metin olduğu anlaşılıyor. Roman, kökleri paşalara dayanan bir ailenin hikâyesi üzerinden aslında bir zihniyeti eleştiriyor. Görünürde güçlü, itibarlı ve devletin içinde yer alan bu insanlar; özünde bağımlı, çıkar ilişkileriyle ayakta duran, bir anlamda “dilencilik” yapan bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Kahramanın da bu çizgiyi devam ettirmesi, insanın köklerinden ve özünden ne kadar kaçabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Eserin en çarpıcı yanlarından biri, eleştirisini açıkça değil, satır aralarında yapması. Devlet dairelerinden okullara, mahallelerden insan ilişkilerine kadar geniş bir alanda; düzenin nasıl işlediğini gösteriyor. Üst-ast ilişkilerinde liyakatten çok görünüşün belirleyici olması, iyi giyinenin ve sisteme uyum sağlayanın yükselmesi, buna karşılık çalışkan ama “uygun görünmeyen” insanların değersizleştirilmesi… Tüm bunlar, dönemin olduğu kadar insan doğasının da eleştirisi. Zenginleştikçe doyumsuzlaşan insanlar, fakirlik içinde bile hırsla hareket edenler, çıkar uğruna eğilip bükülenler… Roman, sadece
1000Kitap
Miskinler TekkesiReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 20102,698 okunma
Seda Şenay
Yine çok güzel bir inceleme olmuş. Ben de yeni bitirdim kitabı hala etkisindeyim. Basitmiş gibi duran ama alt metninde insanı derinden sarsan bir roman. Değindiği konular tek tek ele alınsa sayfalara sığmayacak bir inceleme metni olur.
Güçlü Bir Hikâye, Bana Uzak Bir Anlatı
Puan vermedi·536 syf.··
2026 11. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 00:29
Nar Ağacı, tarihi ve hafızayı fantastik bir seyahatname formunda anlatıyor. Köklerini araştıran bir yazarın fotoğraflar aracılığıyla geçmişe uzanması; I. Dünya Savaşı yıllarında Trabzon–Tebriz hattında kesişen iki hayatın izini sürmesi… Savaşın acı yüzü, dağılan aileler ve kaybolan aşklar bu çerçevede aktarılıyor. Nar Ağacı, başladığında bana çok güçlü bir roman okuyacağımı hissettirdi. Fantastik dokunuşla açılan giriş, fotoğraflar üzerinden geçmişe uzanan hafıza kurgusu ve aile hikâyesinin geçmiş–günümüz harmanıyla ilerlemesi ilk sayfalarda oldukça etkileyiciydi. İlk 100–110 sayfa boyunca hem atmosfer hem hikâye dengeli bir biçimde ilerledi; şiirsel dil zenginlik katıyor ama anlatıyı boğmuyordu. Ancak bu denge bir noktadan sonra değişti. Başta hikâyeye derinlik kazandıran betimlemeler, ilerleyen sayfalarda ağırlığa dönüştü. Diyalogların içine dahi sızan uzun tasvirler, tam hikâyeyi yakaladığımı hissettiğim anlarda beni metinden kopardı. Nerede olduğumu, hangi sahnede kaldığımı toparlamak zorunda kaldığım anlar oldu. Hatta okumaya ara verip başka bir kitapla zihnimi dinlendirme ihtiyacı hissettim. Sorun hikâyede değildi; anlatımın yoğunluğu hikâyenin önüne geçmeye başlamıştı. Bu yüzden benim için roman iki ayrı deneyim sundu: İlk 100 sayfadaki güçlü, akıcı ve umut vaat eden anlatı; sonrasında ise şiirselliğin hikâyeyi geri plana ittiği daha ağır bir yapı. İlginç olan şu ki, sonlara doğru Zehra’nın hikâyesiyle birlikte dil nispeten sadeleştiğinde anlatı yeniden görünür hâle geldi. Bu da bana şunu düşündürdü: Sorun hikâyede değil, anlatım tercihindeydi. Romanın tarihsel arka planı –göç, kayıp, parçalanmış aileler– aslında son derece sert ve dramatik. Fakat şiirsel dil bu sertliği yumuşatıyor. Kimileri için bu zarafet olabilir; benim için ise dramatik yoğunluğu
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma
Seda Şenay
Nazan Bekiroğlu benim çok sevdiğim yazarlardan biridir. Sizi kitaptan uzaklaştıran tarz benim metine daha da bağlanmamı sağlıyor. Yazarın dili kolay değil belki ama alıştıkça kendine hayran bırakıyor. Cam Irmağı Taş Gemi , Lâ: Sonsuzluk Hecesi, Nun Masalları yıllar önce okuduğum ama hala zihnimde dolaşan kitaplar. Son kitabı Kehribar Geçidi de güzel bir romandır.
Sanat Kokan Kitap
9/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 07:56
Harflerin hecelere, hecelerin kelimelere, kelimelerin cümlelere dönüştüğü büyülü bir metin bu. Marcel Proust cümleleri adeta ahenkle dans ettirmiş. O cümlelerin içinden aşk, tutku, sanat, müzik, vazgeçiş, kabulleniş ve geçmişe yapılan yolculuk akıp gidiyor. Combray’i öyle bir anlatıyor ki okur olarak büyülü bir gerçekliğin içine giriyorsun. Swann’ların Tarafı’ndayken bir yandan diğer tarafta dolaşıyor, tabloların içinde geziyor, bir müzik cümlesinin titreşimini duyuyor, balolarda ve sohbetlerde sen de var oluyorsun. Bu kitap sadece okunmuyor; içine giriliyor. Ama kolay bir metin değil. Zorlayıcı. Odak isteyen. Bazen tek bir cümle bir sayfa sürüyor. Anlatıcıyla birlikte biz de geçmişe dönüyoruz; bir koku, bir dokunuş, bir tını bizi kendi geçmişimize götürüyor. Kendi aşklarımızı, hatalarımızı, kırgınlıklarımızı sorguluyoruz. Kıskançlığın en gizli delhizlerinde geçmişimizle yüzleşiyoruz. Swann’ı o karanlık kuyudan çıkarmaya çalışırken aslında kendi içimize bakıyoruz. Swann’ın Odette’e aşkı da bu büyünün içinde doğuyor. Sevdiği bir tablodaki ayrıntıyı Odette’in yüzünde gördüğü an, zihninde bir bağ kuruyor. O ana kadar güçlü bir duygu hissetmeyen Swann, estetik hayranlığını Odette’le eşleştirdiği anda âşık oluyor. Peki bu gerçekten aşk mı? Yoksa kendi zihninde canlandırdığı bir imgeye, yaşamak istediği başka bir rüyaya mı tutuluyor? Odette’i olduğu gibi sevmiyor; onu sevdiği tabloların, bir müzik cümleciğinin içine yerleştirerek seviyor. Belki de âşık olduğu kadın değil, kendi kurduğu aşk fikri. Onu elinde tutma çabası, hiçbir zaman tam olarak kendisine ait olmayan bir kadını değil; kendi zihninde yarattığı duyguyu kaybetmeme çabası. Bir kitap sanat kokar mı? Swann'ların Tarafı sanat kokuyor. Bayağı görülebilecek bir aşk hikâyesini sanat eserine dönüştürüyor. Belki
Edebiyat
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,3bin okunma
Seda Şenay
Yine çok güzel bir inceleme olmuş. Okurken kitap zihnimde canlandı.
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
Georgi Gospodinov’la ilk karşılaşmam bir video aracılığıyla oldu. Pınar Sabancı’nın bir videosunda bu kitaptan, Bahçıvan ve Ölüm’den bahsettiğini hatırlıyorum. O an not almıştım; okunacaklar listeme eklemiştim ama zamanını bekliyordu. Sonra arkadaşlarla bir araya geldiğimiz bir dönemde, bir anı kalsın diye ortak bir kitap seçmeye karar verdik ve yolumuz tekrar bu kitaba çıktı. Bu süreçte Hakan Bıçakcı ’nın Silinmiş Sahneler kitabını okumuş, ardından onunla yapılan kitap toplantısına katılmıştık. Bıçakçı’nın bu kitabı önermesiyle birlikte Bahçıvan ve Ölüm ’e olan ilgim daha da arttı. Kitap, kitaba eklenerek geldi bana. Ardından Gospodinov’un Türkiye’ye gelişi… İmza gününe katıldım, yazarla birebir söyleşisini dinledim. Orada söz alan, soru soran, kitabı anlatan insanların duyguları o kadar yoğundu ki merakım katlandı. En kısa sürede başlamak istedim. Zaten Aralık ayı listemdeydi. Ve geçtiğimiz günlerde okuyup bitirdim. Kitap daha ilk cümlesiyle insanı sarsıyor: “Babam bir bahçıvandı, şimdi bir bahçe.” Bu cümlenin ağırlığı kitabın tamamına yayılıyor. Bir diğer cümle ise beni uzun süre etkisinde bıraktı: “Ve kelimelere inanan ben, kelimesiz kalmıştım.” Gospodinov, birkaç kelimeyle çok yoğun duygular anlatabilen bir yazar. Bu kitapta, babasının hastalanma sürecini, o süreçte onun yanında kalışını, bakımını, aralarındaki ilişkiyi, babasının çektiği acıya dayanamamasını, hatta acı çekmesini istemeyişini okuyoruz. Son ana kadar bir çare arayışı, babasının yaşama tutunma çabası, doktorlara sorulan “Şu zamana kadar yaşayabilir miyim?” soruları… Tüm bu bölümler okurken insanın içini parçalıyor. Kitabın ilk yaklaşık yüz sayfası babasının hastalığını, ölüm sürecini ve vefatını anlatıyor. Sonrasında ise yazarın yas sürecine geçiyoruz. Babasının tuttuğu günlükler, hatıralar, geçmişten gelen anılarla birlikte bu
Duygu ve Düşünce
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Bahar keskin isimli okura yanıt verildi
Seda Şenay
Özge PALAK aldığı gibi okudu en hızlımız o 😊
Reklam