“Böylesine iç acıtıcı güzelliği olan bir şehri sevmekten kolay kolay vazgeçemeyebilirdi insan. Gidenler de belki ebediyen onu taşımaya mahkûmdurlar yanlarında. Bırakmakla unutulmuyordu İstanbul…”
Ben şirket, tesisler ve diğer şubelerimizdeki işlerle ilgileneceğim sen de işin karanlık boyutunu üstlenmelisin. Kumarhaneler, mıntıka ve bölge güvenliği sende olmalı.” Bu piç ciddi anlamda sabrımı zorluyordu.
Ne halde olduğumu görmüyor olamazdı, bir de liderlik gibi boktan bir işi bana yıkmaya çalışmasıyla alay ederek güldüm. “Sen düzgün iş insanı kimliğine bürüneceksin, ben de bir mafya lideri, öyle mi?” Küfrederek, “Siktir git!” dedim. “Sana güneşli günler, bana kurşunlar, öyle mi, Karun Efendi?” Bu aile için daha fazla kendimi yıpratmayacaktım.
Hayatta en küçük bir dayanağım bile yoktu. Uzandığım her kapı yüzüme kapanıyor, her dudak bana "Piç!" diyordu. Evet, bir piçtim, anamın günah mahsulüydüm. Toplumsal kanunlarınız bana şerefli, onurlu bir insan olma hakkı, nefes alma hakkı vermiyor, ahlakınızın çamurlu ve kirli elleri beni boğmak ve öldürmek istiyordu; fakat başarılı olamadı. Çünkü siz mukaddesat üzerine salyalarını akıtan, ete aç kudurmuş birer köpektiniz. Buna karşı ise benim güzel bir çehrem, yumuşak bir cildim ve nefis bir vücudum vardı. İşte ben, bana onurlu olma ve nefes alma hakkı vermeyen toplumsal kurallarınıza, beni senelerce çamurlu kaldırımlar üzerinde süründüren ahlak kurallarınıza bunlarla hücum edecektim... Ve hücum ettim. Onlar beni boğamadı, fakat işte ben onları boğdum ve öldürdüm ve böylece sefillerin ve zavallıların intikamını aldım.
Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okuyor