Arkadaşım Müntekim Ökmen’in bana vaktiyle anlattığı bir öykü bu bakımdan çok aydınlatıcı: Eskiden oturduğu apartmanın kapıcısının Melek adında bir eşi varmış. Melek Hanım, adına lâyık gerçek bir melekmiş. Bütün gün sabahtan akşama kadar didinir durur; merdivenleri silip süpürür; her dairenin servisini yapar; üç çocuğunu büyütür; ve hayvan kocasından sürekli dayak yermiş. Ama gene de hiç yakınmaz; hal hatır soranlara çok iyi olduğunu söyler, hep gülümsermiş. Gelgelelim, günün birinde, Müntekim bir de bakmış ki, Melek Hanım, merdivenin alt basamağına çökmüş, yüzünü elleriyle kapatmış, hüngür hüngür ağlamakta. Müntekim, herhalde çok vahim, çok çok kötü bir şey oldu ki, o çilekeş kadın bu hale geldi diye düşünmüş. Ona yaklaşıp, derdinin ne olduğunu sormuş. Melek Hanım, “ah beyim, sorma! Ağlamayım da ne yapayım! Ah, bu ne felâket! İran Kralı, çocuğu olmadığı için Kraliçe Süreyya’yı boşamış “ demiş hıçkırarak.