Millie, geçmişindeki karanlık lekelerden kurtulmaya çalışan genç bir kadın. Nina ve Andrew çiftinin o gösterişli malikanesine hizmetçi olarak girdiğinde, "Tamamdır, sonunda hayatı düzene giriyor" diyorsunuz. Ama olaylar hiç de öyle ilerlemiyor... Zira bu lüks evin kapıları ardında hiçbir şey göründüğü gibi değil. Taraflar birbirini tanıdıkça, hem ev sahiplerinin hem de Millie’nin sakladığı o korkunç sırlar birer birer gün yüzüne çıkıyor.
Kitap, diğer Freida eserleri gibi aşırı sürükleyici, bir çırpıda bitiyor. Kısa bölümler ve sürekli canlı tutulan merak duygusu, sanki bir gerilim filmi izliyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Finaldeki ters köşe de gayet başarılıydı ancak dürüst olmak gerekirse beni yazarın diğer kitapları kadar şaşırtmadı. Sanırım artık Freida’nın zihninin nasıl çalıştığını, ipuçlarını nereye sakladığını çözmeye başladım. Yazarı bu kadar iyi tanımanın küçük bir dezavantajı diyelim buna...
Eğer şu sıralar kafanız doluysa ve sizi gerçek dünyadan koparıp tempolu bir maceraya sokacak bir gerilim arıyorsanız, Millie’nin bu serisine bir şans verebilirsiniz. Hafif, heyecanlı ve tam kafa dağıtmalık bir kitap.