Kınamak çok kolay. İnsanları seçimlerinden, yaşamlarından, hatalarından dolayı kınamak çok kolay. Oysa aynı tornadan çıkmadık ki hepimiz. Aynı hayatları yaşamadık, aynı atmıyor kalbimiz. Adımlarımız başka, nefeslerimiz başka.. Algılarımız başka, yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler başka, bizi yetiştirenler başka... Dünya sandığımız gibi bir cam fanus değil, dünya herkese bambaşka..
Şu an gözde olan teorilerden bir tanesi Freud'un öğrencisi olan Melanie Klein'a aittir. Küçük'e göre“!, insan yavrusunun doğduğundaki temel derdi hayatta kalmaktır; ne annesini bilir, ne de bir başkasını. Hayatta kalmak için ise bir tek şeye ihtiyacı vardır, bu da annesinin memesindeki süttür. Tüm enerjisini bu hayat damarına bırakmak için harcar, onu alabilmek için saldırır. Dünyanın dışı ile bu ilişkinin ilk ilişkisi. Üretilen psikoloji, temel ihtiyaca göre şekillenir. Eğer bu teori doğruysa, yani bebek annesinin memesindeki sütü istiyor ve o olmadan var olamayacağını şöyle ya da böyle hissediyorsa, kendinde olmayan ama başkasında bulunan bir şey bir insanda ne uyandırıyorsa bebek de böyle bir hissiyat içindedir. Bu temel duygu “haset”tir. Bebek, onda olmayan bir şeye —anne sütüne— muhtaçtır, annesinde de bu ihtiyaç duyduğu şeyden ziyade adıyla vardır, bağlamında annesine haset eder. “Bizde olmayan bir şey başkasında, üstelik biz o şeye ihtiyacımız varsa, bu şeye sahip olan kimseye karşı ne harcamalıyız?” Anlayabilirsek, erişkinlikte gösterdiğimiz haset davranışın kökeninin burada olduğunu, ancak ilkel bir hasetin artık çok kolaylıkla anlaşılabileceğini görebiliriz.
"Artık çocuk olmadığımı biliyordum, ama 'yetişkin' de değildim. Çocukluğun neşeli umursamazlığı ve yetişkinliğin acısı ve hayal kırıklığı arasında asılı kalmıştım. Eskisi gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum. Ama çocukluğun sona erdiğini biliyordum."