‘Hayat gidene mi zordur, kalana mı?’ diye klişeleşmiş bir cümle vardır ya… İşte bu kitapla hayat kalan için ne kadar umut dolu ama o umut sebebiyle ne kadar zor olabiliri okuyoruz.
Meral 19 yaşında bir şairin peşine takılarak evi terk eder. Anne-babası ve kardeşi yıllarca umutla onu ve isimsiz şairi ararlar. Ve yolları epeyce şairle kesişir. Şiir, yazmak, kendin olmak ve kendini aramak konularında güzel satırlar okuruz bu sayede.
Yazardan okuduğum üçüncü kitap. Daha önce okuduğum iki kitap ya yanlış zamandı ya da yanlış başlangıç bilemiyorum ama yeterli tadı alamadığımı hissetmiştim. Oysa çoğu kitap sever arkadaşım bayılıyordu Barış Bıçakçı’nın kitaplarına…
Ve ben de bu kitabıyla vurulmuş oldum. Böyle yalın, akıcı, samimi, kendine has bir dil ile duygu dolu bir metin okumayalı epey olmuştu sanırım. Konunun şiirler ve şairler etrafında dönmesinden dolayı sanırım şiirsel bir anlatım tadındaydı. Elimden bırakamadan bitirdim. Enfesti!
Yazara hayran olmamak elde değil.
Modern Türk edebiyatının güçlü kalemlerine hayranlığım her defasında katlanıyor
“Meral’in bu kalabalığın içinden her türlü sorudan muaf, kendi bildiği gibi yaşadığını düşündü Can. Biz, onun gidişi için ille de bir açıklama arayanlar, kendi bildigimiz gibi yaşayamıyoruz.”
Tarihi KırıntılarBarış Bıçakçı · İletişim Yayınları · 20191,193 okunma
Bir şeye ikinci kez bakmanın getirdiği mutluluk Proust için iyileşmenin en iyi yoludur. Bu görüşe göre, tatmin olamamayışımızın nedeni kendi hayatlarımızın baştan beri kusurlu olmasından değil, kendi hayatlarımıza gerektiği gibi bakmamızdan kaynaklanır.