İçindeki dedikoducu ile beraber kendi cümlesine gülerken, pencerenin aralık tülünü düzeltiyor hızlıca. Yaşı yalnızlığıyla birlikte arttıkça, gülüşü saklanması gereken ayıplı bir şeye dönüştü iyice. Ne zaman kendi kendine kıkırdasa, üstündekileri çıkarmaya başlamış gibi kontrol edip duruyor perdeleri.
Tanrı sanki yazgımız sadece bizim elimizden çıkmış gibi sokağımızın yaslandığı cümlelere söyle bir bakmış. edebi olmadığına kanaat getirip okumadan kapatıvermişti "Gecikmiş Adalet" kitabını üzerimize.
Fakat nedir Yunus'un kitabının bize öğrettiği? Yoldaşlar iki uçlu bir derstir bu, bir ucu derstir biz günahkârlara ve diğer ucu yaşayan Tanrı'nın dümencisi olarak bana. Günahkârlar olarak hepimize bir derstir bu çünkü günahın bir öyküsüdür, taş kalpliliğin, aniden uyanan korkuların, tez cezalandırmaların, tövbenin ve nihayet Yunus'un kurtulmasının ve coşkusunun. İnsanların arasındaki bütün günahkârlar gibi Amittai'nin oğlunun da günahı, Tanrı'nın buyruğuna bile bile itaatsizliktir, boş verin bu buyruğun ne olduğuna ve nasıl iletildiğine, ona zor gelmış işte. Ama unutmayın, Tanrı'nın yaptırmak istediği her şey zordur bizim için ve onun içindir ki bizi ikna etmeye çalışmaktansa buyurur. Ve Tanrı'ya itaat edersek kendimize itaatsizlik etmemiz gerekir ki Tanrı'ya itaatin zorluğu tam da burada, kendimize itaatsizlikte yatar.
Hiçbir şey kendi başına var olmaz. Eğer tepeden tırnağa huzurlu olduğunuzu sanıyorsanız ve uzun zamandır böyleyseniz o zaman artık huzurlu olduğunuz söylenemez.