Pınar

Evet hakikî terakki ise; insana verilen kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, herbiri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyet ile meşgul olmaktadır. Yoksa ehl-i dalaletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflisini tatmak için bütün letaifini ve kalb ve aklını nefs-i emmareye müsahhar edip yardımcı verse; o terakki değil, sukuttur. İman ve Küfür Müvazeneleri
Sayfa 97·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-i fiilî telakki ederek; müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnettar olmaktan ibarettir. İman ve Küfür Müvazeneleri
Sayfa 88·Kitabı okudu
[Bundan yirmibeş sene kadar evvel İstanbul Boğazı'ndaki Yuşa Tepesi'nde, dünyanın terkine karar verdiğim bir zamanda, bir kısım mühim dostlarım beni dünyaya, eski vaziyetime döndürmek için yanıma geldiler. Dedim: "Yarına kadar beni bırakınız, istihare edeyim." Sabahleyin kalbime bu iki levha hutur etti. Şiire benzer, fakat şiir değiller. O mübarek hatıranın hatırı için ilişmedim. Geldiği gibi muhafaza edildi. Yirmiüçüncü Söz'ün âhirine ilhak edilmişti. Makam münasebetiyle buraya alındı.] Birinci Levha [Ehl-i gaflet dünyasının hakikatını tasvir eder levhadır.] Beni dünyaya çağırma Ona geldim fena gördüm. Demâ gaflet hicab oldu Ve nur-u Hak nihan gördüm. Bütün eşya-yı mevcudat Birer fâni muzır gördüm. Vücud desen onu giydim Ah ademdi çok bela gördüm. Hayat desen onu tattım Azab ender azab gördüm. Akıl ayn-ı ikab oldu Bekayı bir bela gördüm. Ömür ayn-ı heva oldu Kemal ayn-ı heba gördüm. Amel ayn-ı riya oldu Emel ayn-ı elem gördüm. Visal, nefs-i zeval oldu Devayı ayn-ı dâ' gördüm. Bu envâr, zulümat oldu Bu ahbabı yetim gördüm. Bu savtlar, na'y-ı mevt oldu Bu ahyayı mevat gördüm. Ulûm, evhama kalboldu Hikemde bin sekam gördüm. Lezzet, ayn-ı elem oldu Vücudda bin adem gördüm. Habib desen onu buldum Ah! Firakta çok elem gördüm. İkinci Levha [Ehl-i hidayet ve huzurun hakikat-i dünyalarına işaret eder levhadır.] Demâ gaflet zeval buldu Ve nur-u Hak ayan gördüm. Vücud, bürhan-ı Zât oldu Hayat, mir'at-ı Hak'tır gör. Akıl, miftah-ı kenz oldu Fena, bâb-ı bekadır gör. Kemalin lem'ası söndü Fakat, şems-i Cemal var gör. Zeval, ayn-ı visal oldu Elem, ayn-ı lezzettir gör. Ömür nefs-i amel oldu Ebed ayn-ı ömürdür gör.
Sayfa 82·Kitabı okudu
1 - Yani: Yalnız biri iste, başkaları istenmeye değmiyor. 2 - Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor. 3 - Biri taleb et, başkalar lâyık değiller. 4 - Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar. 5 - Biri bil, marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir. 6 - Biri söyle, ona aid olmayan sözler malayani sayılabilir. نَعَمْ صَدَقْتَ اَىْ جَام۪ى ٭ هُوَ الْمَطْلُوبُ ٭ هُوَ الْمَحْبُوبُ ٭ هُوَ الْمَقْصُودُ ٭ هُوَ الْمَعْبُودُ Evet Câmî pek doğru söyledin. Hakikî mahbub, hakikî matlub, hakikî maksud, hakikî mabud; yalnız odur. İman ve Küfür Müvazeneleri
Sayfa 81·Kitabı okudu
Dördüncüsü: İnsan-ı mü'mine nur-u iman ile gösterir ki: Mevt, i'dam değil; tebdil-i mekândır. Kabir ise, zulümatlı bir kuyu ağzı değil; nuraniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana çıkmak ve müz'iç dağdağa-i hayat-ı cismaniyeden âlem-i rahata ve meydan-ı tayeran-ı ervaha geçmek ve mahlukatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzur-u Rahman'a gitmek; bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir. Beşincisi: Kur'anı dinleyen insana, Kur'andaki ilm-i hakikatı ve nur-u hakikatle dünyanın mahiyetini bildirmekliği ile dünyaya aşk ve alâka pek manasız olduğunu anlatmaktır. Yani, insana der ve isbat eder ki: "Dünya, bir kitab-ı Samedanîdir. Huruf ve kelimatı nefislerine değil, belki başkasının zât ve sıfât ve esmasına delalet ediyorlar. Öyle ise manasını bil al, nukuşunu bırak git. Hem bir mezraadır, ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrefatını at, ehemmiyet verme. Hem birbiri arkasında daim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise, onlarda tecelli edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmanın tecelliyatını anla ve müsemmalarını sev ve zevale ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes. Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma. Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise, nazar-ı ibretle bak ve zahirî çirkin yüzüne değil; belki Cemil-i Bâki'ye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön ve o güzel manzaraları irae eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme. Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerim'in izni dairesinde
Sayfa 69·Kitabı okudu