Bir gün cellada bir iftirada bulunmuşlar. Cellat kendisine isnat edilen suçu hiçbir zaman öğrenememiş. Hükümdar bunu karşısına alıp öfkeden neredeyse köpürerek hakaretler yağdırdığı zaman da ne ile suçlandığını doğrusu anlayamamış. Tersine, sanki cümle âlem cellada suçunun ne olduğunu söylememekte anlaşmış; kimsenin ağzını bıçak açmamakla belki,
— Bir seferinde buradan iri burunlu bir seyyah geçti, diyordu sözgelimi, bu seyyah omuzlarından birinde -ama hangi omuz, bunu anımsamadığını belirtiyordu- baykuşa benzer bir kuş taşıyordu ve bu kuşun üzerinde kara tüylerden başka bir şey yoktu.