Seyahatname, fetvalar ya da mahkeme kararlarının aksine hukuki bir anlam taşımıyor olmasına rağmen, içerdiği folklorik bilgiler dolayısıyla Avrasya’da vampir fenomeninin ortaya çıkışı, gelişimi ve yaygınlığına ilişkin tartışmalarda oldukça kıymetlidir. Örneğin “yaşayan” ve “ölü” olarak ikili bir hayat süren Kuzeydoğu Karadeniz oburları, Batı Karadeniz’deki komşuları olan Romanya strigoilerini andırıyordu. Romanya folklorunda vampir ve kurtadam inanışlarını inceleyen Harry Senn’in de belirttiği üzere vampir benzeri doğaüstü varlık strigoi, strigoi vii ve strigoi mort olarak ayrılan ikili varoluşuyla dikkat çekmektedir.
Strigoi vii, hâlen hayatta olan, yaşayan obur tarzında, “içerdeki düşman” kalıbına uyan; ancak kan emmek, günah keçisi olmak ya da cadı avında yakalanmak gibi durumlarla ilgisiz bir doğaüstü fenomendir. Hatta Romanya köylüleri, yalnızca ihtilaf durumlarında tehlike arz eden strigoi vii ile uyum içinde yaşamanın yollarını da bulmuşlardır. Buna karşılık strigoi mort yani ölü strigoi ise klasik erken modern dönem folklorik vampir tipidir. Kan içmez fakat oldukça tehlikelidir. Mezardan dönen strigoi mort ile mücadele yöntemi, şüphelilerin defin işlemleri sırasında çeşitli önlemler almaktır. Eğer bu önlemler işe yaramaz ve strigoi mort mezarını terk ederse, son çare olarak cesedi kazık saplayarak toprağa sabitlemek düşünülürdü.