joy of missing out

joy of missing out
@plasticsezimder
19. yüzyıl ve takip eden süreçte yazılan neredeyse tüm vampir anlatılan arka planda süren açık-gizli Batı-Doğu mücadelesi üzerinden veyahut Batılı'nın gözünden Doğu'nun ötekileştirilmesi aksından ilerliyordu. Dracula'nın girişinde Jonathan Harker'ın günlüğü aracılığıyla belirtildiği gibi, Batı'nın ve modern insanlığın son izleri Budapeşte'nin güzel köprülerinde sona eriyor; köprünün çıkışı vahşi Doğu'ya, kuralsız Türk egemenliğinin aydınlanamamış topraklarına uzanıyordu. Sayısız örnekle zenginleştirilebileceği üzere edebi vampir, Batı yazınında "aydınlanamamış öteki" Avrupa toplumlarını tanımlamak için kullanılan bir simge olagelmiştir. Bunların başında da Balkan Slavları, Yunan, Romen ve Türk gelir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Seyahatname, fetvalar ya da mahkeme kararlarının aksine hukuki bir anlam taşımıyor olmasına rağmen, içerdiği folklorik bilgiler dolayısıyla Avrasya’da vampir fenomeninin ortaya çıkışı, gelişimi ve yaygınlığına ilişkin tartışmalarda oldukça kıymetlidir. Örneğin “yaşayan” ve “ölü” olarak ikili bir hayat süren Kuzeydoğu Karadeniz oburları, Batı Karadeniz’deki komşuları olan Romanya strigoilerini andırıyordu. Romanya folklorunda vampir ve kurtadam inanışlarını inceleyen Harry Senn’in de belirttiği üzere vampir benzeri doğaüstü varlık strigoi, strigoi vii ve strigoi mort olarak ayrılan ikili varoluşuyla dikkat çekmektedir. Strigoi vii, hâlen hayatta olan, yaşayan obur tarzında, “içerdeki düşman” kalıbına uyan; ancak kan emmek, günah keçisi olmak ya da cadı avında yakalanmak gibi durumlarla ilgisiz bir doğaüstü fenomendir. Hatta Romanya köylüleri, yalnızca ihtilaf durumlarında tehlike arz eden strigoi vii ile uyum içinde yaşamanın yollarını da bulmuşlardır. Buna karşılık strigoi mort yani ölü strigoi ise klasik erken modern dönem folklorik vampir tipidir. Kan içmez fakat oldukça tehlikelidir. Mezardan dönen strigoi mort ile mücadele yöntemi, şüphelilerin defin işlemleri sırasında çeşitli önlemler almaktır. Eğer bu önlemler işe yaramaz ve strigoi mort mezarını terk ederse, son çare olarak cesedi kazık saplayarak toprağa sabitlemek düşünülürdü.
Telaş içinde vrykolakas tehdidini savuşturmaya çalışan adalıları, "Arnavut gezgin" olarak anılan bir şahıs mezara kılıç saplama faaliyetinde Türk kılıçları kullanmaları konusunda uyarmıştı. Çünkü, Hıristiyan kılıçları kabzalarındaki haç şekilleri yüzünden kötü ruhun cesedi terk etmesine engel olmaktaydı, bu iş için en uygun aparat düz saplı Türk kılıçlarıydı. Farklı bir dinî gruptan vampir avcısı tutmak, Hristiyanlara özgü bir durum da değildi. Örneğin 19. yüzyılda Müslüman yeniçeri vampirleri avlaması için hizmetleri kiralanan kişi de bir Hristiyan olan "Cadıcı Nikola" idi.
Evangelos Avdikos, Barber'ın yaptığı vampirleşme nedenleri hakkındaki sınıflandırma doğrultusunda, vrykolakaslaşma sebeplerini içeren bir şema yapmıştır ve birçok farklı suç, günah ya da yatkınlıktan bahseder: Tefeciler, katiller, çocuklara zarar vermek isteyenler, Çingeneler, Hristiyan olmayanlar ve kurt tarafından öldürülen koyunun etini yiyenler yüksek risk grubundalardır. İlginç bir nedense Türk olmak, daha doğrusu din değiştirerek Müslüman olmaktır. Bir başka deyişle, en azından bazı bölgelerdeki Ortodoks Rumlar din değiştirerek Müslüman olan Rumların öldükten sonra vampir benzeri doğaüstü varlıklara dönüşeceklerine inanıyorlardı.
Para para para
Bir vampirin usulüne uygun yok edilmesi için önce cesedin mezar görünümünün test edilmesi, sonra da gerekirse kazıklanması, çeşitli organların parçalanması veya haşlanması, kafanın bedenden ayrılması ve cesedin yakılması gerekliydi; bölgesel farklılıklar olsa da genel şema böyleydi. Bu yöntemler ana akım dinlerin klasik defin işlemlerinden oldukça farklı olmalarının yanında, mahşer gününde topraktan çıkarak insanların ruhlarına tekrar ev sahipliği yapması beklenen bedenlerin zarar görmeleri, hatta yok edilmeleri anlamına geliyordu. Cesedi yakılan bir Hıristiyan cennete girme şansını yitiriyor ve lanetleniyordu. Bu din dışı uygulama, hem yakılan bedenlerin sahipleri ve yakınlan için haksızlık hem de kilise kurallarına göre ağır bir suçtu, bu yüzden "cesetten şeytan çıkarmak" uygulaması nispeten zararsız ve kabul edilebilirlik sınırlarındaydı. Ne var ki, muntazam bir şeytan çıkarma ayinini ancak uygun eğitim almış bir papaz gerçekleştirebileceği için bu uygulama hem halkı kiliseye daha da bağımlı kılıyor hem de taşra papazlarına ek gelir sağlıyordu.