Salih Körtalih

Karşısındaki yaşlı berber, usturalarını biliyor, fırıncı Cüda hamur açmakla uğraşıyordu. Selim Elvan'ın adamları da gelmeye başlamışlardı. Kapıları açıp kapatarak, soka­ğın gün boyu sürecek sessizliğini gürültüleriyle bozuyor­lardı. Kirşa yine tezgahının arkasında düşlere dalmıştı, ön dişleriyle bir şeyi kemiriyor, çiğniyor, sonra kahveyle ıslatıyordu. Yanı başında oturan Şeyh Derviş de sessizdi, yine kendi dünyasına dalıp gitmişti. Vaktin erken olma­sına karşın Saniye Afife Hanım genç kocasını geçirmek için pencerede göründü. Adam, polis müdürlüğündeki işi­ ne gitmek üzere sokağın aşağısına doğru yürüdü. Sokağın hayatıydı işte bu. Kızlardan biri kaybolunca ya da erkeklerden biri cezaevine düşünce biraz aksardı. Ama bu küçük damlacıklar da onun pürüzsüz yüzünde çabucak kaybolurdu. Bu yüzey durgundu ya da çamurlu, ve sabah olan, akşam unutulurdu burada. İşte sabah, sokağı böyle sakin, sessiz bulmuştu, ama biraz sonra Hüseyin Kirşa geldi, yüzü üzüntüden şişmiş, gözleri uykusuzluktan kızarmıştı. Ağır ağır sokağa girdi, babasına yaklaştı ve kendini onun karşısındaki sandalye­ye attı. Selam ,vermeden, boğuk bir sesle söze başladı. ... «Baba, Abbas öldürüldü...»
Sayfa 310·Kitabı okudu
Reklam

Salih Körtalih

, bir kitap okudu
8/10
·320 syf.·
Beğendi
·
25 saatte okudu
·
2021 17. kitabı
Necib Mahfuz
8.3/10 · 1.771 okunma
Oblomovluk
Ya Oblomov? Oblomov, çevresindeki rahatlığın, durgunluğun ve bolluğun canlı örneğiydi. Yaşadığı hayata alışmış ve epey düşündükten sonra başka bir amacı olmadığı, arayacak başka bir şeyi kalmadığı, hayattaki idealine kavuştuğu düşüncesinde karar kılmıştı. Eksik kalan sadece, doğduğu köyde, köleler arasında yaşanacak gamsız bir hayata hayal gücünün kattığı şiirli taraflardı. Zaman ve yer dolayısıyla manzaranın değişik olmasına rağmen şimdiki hayatını Oblomovka'nın devamı sayıyordu. Burada da Oblomovka'da olduğu gibi hayatın sıkıntılarından kolayca kurtulmak ve alabildiğine rahat bir hayat sürmek mümkündü. İçin için bir başarı sevinci duyuyordu; çünkü artık hayatın kıyısına çekilmişti; o hayat ki insanı durmadan işe çağırır, büyük sevinçlerin ışığıyla aydınlanan, büyük acıların yıldırımlarıyla dolan geniş bir gök altında, fırtınalar içinde geçer, o hayat ki içinde boş umutlar, parlak mutluluk hülyaları hüküm sürer ve düşünce kendi kendini yakar kavurur; tutkular insanı kemirir, zekâ yener ya da yenilir; orada insan sürekli bir savaşa girişir, savaş sahnesinden yaralı, bitkin ama gene de doymamış, muradına ermemiş olarak çekilir. Oblomov, savaşla elde edilen hazları tatmadığı için onlardan kolayca vazgeçebildi ve savaş dışındaki sessiz, hareketsiz, kavgasız, hayatsız köşesinde rahata kavuştu.
Sayfa 595·Kitabı okudu