Düşünceye, zihine ve insana farklı bir bakış açısıyla yaklaşan; bilindik yöntemleri, dogmaları insanın özgürlüğünü kısıtlayan olgular olarak gören tanrı, güzellik, gerçeklik, mutluluk ve sevgi konusunda insanın kendisini anlamaya, ruhunu bulmaya davet eden gerçek bir meditasyon durumu, varolanı ve gerçek olanı anlama yolu….
Jack London’un 200’e yakın öyküsünden seçilmiş 10 adet öyküsünün toplandığı Meksikalı adlı kitapta Meksika devrimi, sosyalizm, beyaz efendinin diğer ırkları nasıl köleleştirip sömürdüğünü, çocuk, kadın ve diğer işçilerin Amerika’daki durumunu trajik, dramatik destansı öykülerle vicdanlara kazıyan bir kitap olmuş… Özellikle Meksikalı, Dönek, Çinago, Çizginin Güney tarafı en beğendiklerim oldu. Amerikan Demokrasinin refahını ne pahasına kazandığını göstermekte!
Kitabın konusu Psikanalizin piri Sigmund Freud’un hem arkadaşı hem de akıl hocası Dr. Josef Breuer ile felsefeye Üstinsan kavramını armağan eden üstat Friedrich Nietzsche arasında hasta doktor ilişkisiyle başlayıp bir insanın hayattaki varoluş amacını ve yazgısını sorguladıkları; birbirlerinin ümitsizlik sendromunu tedavi etmek üzere giriştikleri felsefi psikanalitik görüşlerini çarpıştırdıkları görüşmeler üzerinedir. Bir yanda ümitsiz vakaları tedavi eden ve psikanaliz yöntemini ilk kullananlardan Dr. Breuer, bir yanda acılarıyla delirmenin eşiğinde felsefi klasik bir eser yaratma eşiğindeki filozof Nietzsche; ve ikisinin saplantılı aşkları… Kim kimi tedavi edecek? Felsefe ve Psikolojinin açılıp kapanan dehlizlerini seven okurlara göre! Sigmund Freud, Lui Salome de yardımcı karakterler…
İnsanların boş umutlar için yaşamlarını, hayallerini ve mutluluklarını nasıl harcadıklarını anlatan; bireyin varoluşsal sorunlarını sorgulamasını edebi bir dille gösteren yapıt… Genç bir teğmenin Giovanni Drogo’nun zamanla ordunun mantıkdışı alışkanlıklarını ve saçma beklentilerini benimseyerek kendi mutluluğunu, hayallerini harcamasını; annesi, kardeşleri, arkadaşları ve sevgilisinden uzaklaşarak acı çekerek yalnızlaşmasını zamanı döndüremeyeceği için bundan pişman olmasını anlatan bir roman. Ülkenin majestesi, general ve üslerinin oluşturduğu Ordu yani toplum ondan çöl sınırında yerleşimden uzakta bulunan bir kalede hiç gelmeyecek düşman Tatarlar için nöbet tutmasını ve sınırı gözlemesi beklentisini savaş olurda kahraman olursun umuduyla diğer rütbeli , rütbesiz tüm askerlere yaptığı gibi genç teğmene hayatının amacı edinmesini ve bunun içinde hayallerini ve mutluluğunu arkasında bırakmasını vurgulamaktadır. 30 yıllık çabanın ve boş bir umudun beklentisi sonunda genç teğmenimiz hasta ve yalnız bir biçimde acı çekerek yarbay rütbesiyle yaşam serüvenini tamamlar boşa ölen meçhul askerler gibi… Birey varoluşunu kendi mutluluk ve hayallerine mi bağlamalı yoksa toplumun ondan beklentisine mi (Kahraman olabilirsin)? Herkese okumasını tavsiye ederim ama özellikle de gençlerin! Çünkü zamanı asla geri döndüremezsiniz! Filmi ve Ennio Morriconenin bestesi de çok güzel Melankolik bir dram.
“Deli, daha girerken güler - diğerleri hep sonradan, çok sonradan.”
Bir kamburun huzursuzluğunun özetini vermiş Fernando Pessoa’vari Şule Gürbüz. :):(;);(?!!