Bütün doğa hazza varmaya çabalar. Ot dalını o büyütür, filizi o geliştirir, tomurcuğu o çiçeklendirir. Tüveyçi ışınların öpüşüne sunan, yaşayan her şeyi şenliğe çağıran, sürfeyi kurt yapan, kelebeği kozadan çıkartan odur. Onun önderliğinde her şey en büyük erince, daha çok bilince, ilerlemeye yönelir...
...yaratılan şeysiz yaratıcı olmaz, insanın Tanrı'ya, Tanrı'nın insana gereksinimi kalmayacağı düşünülemez,
...Tanrı beni tutuyor; ben Tanrı'yı; varız. Ama bunu düşünürken, bütün acunla tek bir bütün oluşturuyorum; sözü bitmez insanlığa karışıyor, içinde eriyorum.
"Güzel. Beni dinle öyleyse," dedi Tanrı, o andan sonra bana "sen" demeye başladı. "Kimileri hep araya girmemi, kurulu düzeni kendileri için bozmamı isterler. İşleri fazla karıştırmak olur bu, yasalarıma sadık kalmamam da hilebazlık olur. Öyleyse daha iyi öğrensinler bana boyun eğmeyi; anlasınlar ki en iyi böyle yararlanabilirler bundan. İnsan, sandığından çok daha fazlasını yapabilir."
"İnsan güçlükler içinde," dedim
"Sıyrılıp çıksın," dedi Tanrı o zaman; kendisine beslediğim saygıyı belirtmek için yalnız bırakıyorum onu."
Acı çekiyorum, soluk alıyorum, duyuyorum, öyleyse varım. Çünkü var olmadan düşünemezsek de düşünmeden var olabiliriz.
Ama duymakla kaldığım sürece, var olduğumu düşünmeden varım. Bu düşünme edimiyle varlığımın bilincine varıyorum; ama aynı anda, yalnızca var olmaktan çıkıyorum; düşünerek varım.