Bir paşanın kızı ve başka bir önemli paşanın gelini, Hikmet Bey'in zevcesi, Nâzım'ın annesi, Yahya Kemal'in Ela Gözlü Pars'ı: Celile Hanım...
Onu yaşadığı topluma tanıtan, çevreleyen her sıfat bir yana asıl Celile'yi anlatmaya çalışan bir roman bu. Celile; tutkulu, başkaldıran, arzuladığı hayatı kovalayan, dönemine göre özgün, entelektüel bir kadın. Osmanlı'nın ilk kadın nü ressamı ünvanına da sahip. Avrupa'da tahsil görmüş, Zonaro'dan da resim dersleri almış. Ayrıca oğlu Nazım Hikmet'in portrelerini de yapmış, kitabın sonunda bu eserlere yer veriliyor. (Bursa Cezaevi'nde Nazım, Benim Gözümle Oğlum tabloları.) Aydın kimliğinin yanı sıra tuvallerine de yansıyan ılık olduğu kadar gözü pek sanatçı ruhu, deli dolu maceracı yanları, aşkı tek kişilik ruh hali olarak tanımlayacağı kalp hareketleri yazar tarafından başarıyla yansıtılmış.
Celile'ye o dönemde böyle bir Celile olabildiği için yani kendi rengini hayat tuvaline istediği gibi vurup dimdik ayakta oluşuna hayran olurken Yahya Kemal'le tutkulu, maceralı bir aşk yaşamasına da şahit oluyoruz. Celile ne yapıyorsun, kendine gel diye cıkcıkladığım oluyor tabii. Yahya Kemal'in sadece şairliğini, şiirlerini severim. Hele ki bu kitabı okudum ya tarafım sağlamlaştı, Celile'nin aşık olan gözleriyle değil de artık hayal kırıklığına uğrayarak baktığı gözleriyle de bakmaya başladım şairimize.
Nazım da öfkelidir, skandal yaratan bu aşk ilişkisine pek bilinir şu hadise ile cevap veriyor: Kendisine eve ders vermek için gelen aynı zamanda okulda hocası olan Yahya Kemal'in cebine bıraktığı "Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz." notu ile.
Celile ve Yahya Kemal büyük bir tutkuyla sevmişlerdir birbirlerini. Celile onunla evlenebilmek için evini terk eder, boşanır, evlenip birlikte yaşayacakları evin hayallerini