Good vibes

Good vibes
Bu son günlerde gözüme takılan her şey bana bir tür işaret gibi geliyor. Bu kaderci okuma eğilimi , kaderimizde yazılanlardan ziyade o anın kaçınılmazlığından kaynaklanıyor. Kuantum dolaşıklığıyla ilgili şu Dirac denklemine rastlıyorum. Bunu kendime tercüme ediyorum: Çok yoğun ve yakın bir etkileşim içinde olan, varlıklarını birlikte sürdüren iki sistem birbirinden ayrıldığında ya da ayrılmaya zorlandığında, aralarındaki özel bağ devam eder. Ve eğer sistemlerden birinde bir şey olursa , diğeri binlerce kilometre uzakta olsa bile , aynı vedaya benzer bir şey onda da gerçekleşir. Olağanüstü durumlar için, ölüm ve ayrılıklar için bir teselli. 
Sayfa 68·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
İnsan iğneyle kuyu kazarak eriştiği hikayeleri ve yaşadıklarını bir araya getirir, çıkan resmi beğenmezse değiştirir, kendisini mutlandıran, kıvançlı bir tarih haline getirir ama ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu olduğu söylenen gerçek hiç beklenmedik bir kriz anında , tutulamayan şiddetli bir kusmuk halinde ağızlardan fışkırır, yer gök gerçekle dolardı. Anneannem gibi Sisifoslar yılmaz, kendilerini olmak istedikleri kendileri gibi gösterecek hikayeleri kurmaya yeniden başlarlar ama annem gibi bu kurgulanmış gerçeğin gönülsüz takipçileri o gücü bulamaz, özenle yazılıp cilanan geçmişleri, kayıp kıta Atlantis gibi sulara gömülürken depresyonun kollarına doğru yüzerlerdi.
Sayfa 186·Kitabı okudu
Jenerik bir söz , bir tür ucuz felsefe özeti diye nitelediğim, “insanın mutlak yalnızlığı” tespitinin doğru olduğunu annemin uyurgezer gecelerinde derinden hissettim. İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa, insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkâr etmeye çalışmakla geçiyordu. Varoluşun bu acı gerçeği hayatımızı ucuz bir melodram haline getiriyordu. Ama gerçek buydu, hayat ucuz bir melodramdı, biz de bu melodramın oyuncuları olan yalnız insanlardık.
Sayfa 152·Kitabı okudu
Hepimiz, içimizde bir kutu kibritle doğarız. Ama tek başımıza bunu yakamayız. Deneyde görüldüğü gibi oksijene ve mum alevine ihtiyacımız vardır. Örneğin, oksijen sevdiğimiz insanların nefesinden gelebilir. Mum aleviyse güzel bir yemek müzik ya da güzel sözlerdir. Bunlardan biri parlamaya neden olur ve içimizdeki kibritlerlerden birini yakar. Bir an yoğun bir heyecan hissederiz içimize çok hoş bir sıcaklık yayılır. Bu sıcaklık zamanla yavaş yavaş yok olur . Bu duyguyu yaşamak isteyen herkes kendi içindeki patlayıcıları keşfetmek zorundadır. Bir kişi eğer kendi tutuşturucularını zaman içinde keşfedemezse , içindeki kibrit nemlenir, hiçbir şekilde yanmaz olur. O zaman ruhumuz bedenimizi terk eder. Karanlıklar içinde el yordamıyla boş yere kendisine besin arar. Ona besin sağlayacak tek kaynağın terk ettiği, soğuktan titreyen o vücutta olduğunu bilmez.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Alıntı
Av, aşk, gezinme, amaçsız bir yaşama sevinci ve hayatta kalma mücadelesi. Bu, sadece ormanın çalılıklarında değil, insan kalbinin karanlıklarında da bir şeylerin olduğu bir andır. Çünkü kalbin de kendi gecesi ve kurdun ya da geyiğin avlanma iç güdüsü kadar vahşi kendi kıpırtıları vardır. Rüya, arzu, kibir, bencillik, aşk deliliği , kıskançlık ve intikam hırsı insanın gecesinde , tıpkı çöl gecesi’ndedeki puma, akbaba gibi pusuya yatmıştır. Ruhun gizli köşelerinden sürünerek vahşi hayvanlar çıkar,  kalplerimizde bir şey kıpırdar ve sonra ellerimizi de oynatır. Yıllardır , hatta belki on yıllardır ehlileştirdiğimizi ve terbiye ettiğimizi sandığımız şey.. 
Sayfa 71·Kitabı okudu