Kutu kutu pense elmamı yerse
Arkadaşım Pandora, o kutuyu açma!
Pandora mı? Yunan mitologyasında Zeus’un dünya üzerinde yarattığı ilk kadın ne alaka?
1818 yılında basılışından günümüze kadar filmler, çizgi filmler ve çizgi romanlar gibi birçok sektöre uyarlanmış olan Frankenstein, her adaptasyonda onu Shelley’nin Frankenstein’ı yapan bir özelliğini bu yolda feda etmiş -ettirilmiş. İlk akla gelen ve aslına bakarsanız kimlik açısından en önemlisi olan bence isim yanılgısı. “Daemon (kötü ruhlu, iblis)” veya “creature (yaratık)” isimlerinden daha çekici gelmiş olmalı ki aslında bu yaratığa yaşam veren doktor olan Victor Frankenstein’ın ismi atanmış kendisine. Ona eklenen bir diğer imaj ise yeşilimsi bir cani oluşu ki kitapta yaratıldığı ilk bölümde tasvirde bulunulurken sarı olduğu ve derisinin altından damarlarının görüldüğü şu şekilde belirtilmiş:
“Uzuvları orantılıydı ve yüzünü oluşturacak parçaları güzellerinden seçmiştim. Güzel! Ulu Tanrım! Sarı cildinin altından kasları ve damarları görünüyordu. Parlak siyah saçları gürdü, dişleri inci beyazıydı ama bu gür ve sağlıklı kısımlar, boz yuvalarıyla neredeyse aynı renkteki sulu gözleri, pörsük yüzü ve kıvrımsız kara dudaklarıyla olsa olsa daha da iğrenç bir zıtlık yaratıyordu.” (İletişim Yayınları, sf. 85)
Pandora’dan sonra hiç beklemeyeceğiniz bir konuya daha değineceğim: evrim! Evrime dair hayatında bir tane bile olsa makale ya da kitap okumuş olan insan doğal seçilimi ve onun olmasındaki asıl sebep olan canlıların kendi genlerini diğer jenerasyonlara aktarmak için bir yarış içerisinde olduğunu bilir. Hatta bir kitapta okuyup çok ilginç bulduğum bir şeyi eklemek istiyorum buraya, çiftleştikten sonra eşini yiyen dişi türleri bilirsiniz [araknofobikler düşünülmüştür]. Daha çiftleşme sırasında kendisini yemesine teşvik