(...)
Bizde neşe kendi başına var olamadığı gibi, ona salt neşe olarak değer de verilmez; derin Rus hüznünü bir parça olsun yatıştırabilmek için, neşeyi, gömülü bulunduğu derinliklerden
özel çabalarla çekip çıkarmak gerekir. Kendi başına var olamayan neşede, neşeye özgü bir iç gücün olup olmadığı kuşkuludur ve bu kuşku, neşenin neşe olarak varoluşundan
değil, hüznü hertaraf etmek amacıyla çağrılmış olmasından kaynaklanır.
Ve çoğu kez Rus neşesinin, hiç beklenmedik ve anlaşılmaz bir şekilde acımasız bir dövüşe dönüştüğü görülür. Adam, elini ayağını bağlayan zincirleri kırar gibi dans ediyordur; derken birdenbire içindeki canavarı salıverir ve... bir canavar kederiyle yanındaki, yöresindeki herkesin, her şeyin üzerine saldırır , ısırır, paralar, yıkar; yok eder...
Dışarının dürtüklemesiyle ve ıkına sıkına ortaya çıkan bu neşe, açıkçası benim sinirime dokunuyordu. Bunun yarattığı öfkeyle adeta kendimden geçerek hayal gücümün o anda
yarattığı bir şeyler anlatmaya ve oynamaya başlıyordum: Tek istediğim, insanlarda gerçek, özgür ve zorlanmadan, kolayca ortaya çıkıveren bir neşe yaratmaktı! Bu yolda bir şeyler başardığımda beni övüyorlardı; onlarda şaşkınlık yaratıyordum. Ama sarstığımı sandığım hüzün bir süre sonra ağır ağır koyulaşmaya ve yerine sağlamca yerleşerek yeniden insanları ezmeye başlıyordu.
(...)