DaDa

DaDa
@poemsjargon
Kendiliği,müstakil oluşu, karaduygululuğu, ötekiliği ve sıkı şiiri sever. Bu mecrayı, saydam bir not defteri olarak kullanıyor. * Paylaşımlarım, onlara kattığım subjektif yorumlar dışında, hukuki olarak asıl sahiplerini bağlar.
Pazar Ekonomisi ya da Güncel Anamal
(...) Franz Kafka'nın alçakgönüllü bir kahramanı, dükkanı imparatorluk sarayının önündeki alana açılan sıradan bir kunduracı, ortalığın nasıl yabancı askerle dolup taştığını, semtinin insanlarının nasıl ortadan çekilip her şeyi onlara, bu yabancı askerlere bıraktıklarını ve sarayın bahçesinde sık sık törenler düzenleyen imparatorluk askerlerinin nasıl ortalarda görünmemeyi yeğlediklerini anlattıktan sonra, "Ülkenin kurtuluşu biz esnaf ve tüccarlara bırakıldı; ama biz bu görevin altından kalkabilecek düzeyde değiliz; hiçbir zaman da bunu beceririz diye böbürlenmedik. Bir yanlış anlama var bu işte, yıkılışımıza bu yanlış anlama neden oluyor", diye yakınır. Bizim tüccarlarımız ve esnaflarımızsa, tam tersine, ülkeyi kendileri kurtarmak savındalar; üstelik, bu kutsal görevlerinde sürekli destekleniyor, sürekli alkışlanıyorlar; başta Kafka'nın esnaf ve tüccarlarının önünden çekilmeyi yeğledikleri yabancılar olmak üzere, herkes onlara arka çıkmakta. Bu bakımdan, en yüce görevin onlara verildiği konusunda herhangi bir yanlış anlamadan söz etmeye olanak yok. Ama, ne derseniz deyin, yanlış ortada.
Sayfa 200 - YKY·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Baykal'dan,Gandi'ye Ortadoğu İrfanı ve YeniOsmanlıcılık
(...) Fakir fukarayı kandırmak için tasarlanmış bile olsa, böyle bir sav ya da "taktik" karşısında gülmemek zor: millenium, değişim, dönüşüm, küreselleşim, yeni dünya düzeni, ne kadar moda kavram varsa sayıp dökün, sonra da, damdan düşer gibi, düşünsel ve düşünsel yol göstericilerinize gönderin bizi: Şeyh Edebali, Yunus Emre ve Mevlana! Sanki üç büyük filozof, üç büyük toplum bilimci, üç büyük ekonomi kuramcısı söz konusu! Sanki XIII. yüzyıldan bu yana, yeryüzünde bunca filozof, bunca toplumbilimci, bunca siyasabilimci, bunca ekonomi kuramcısı yetişmemiş! Yetiştiyse de Şeyh Edebali, Mevlana ve Yunus Emre'yi aşamamış. Sanki gözlerimizi her konuda Ortaçağ' a çevirmek zorundayız! "Tarihsel bir partinin genel başkanını hemen yargılayıvermek yanlış olur, bir bildiğivardır herhalde, olmasa böyle konuşmaz!" mı diyorsunuz? Ama, gerçekten bir bildiği varsa, bu durumda, Şeyh Edebali'nin toplumsal değişime ilişkin önerileri, Mevlana'nın yabancı anamalın ekonomik ve toplumsal gelişimdeki yeri konusunda geliştirdiği kuram, Yunus Emre'nin geri kalmışlığı yenme "stratejiler"ine ilişkin öngörüleri üzerine üçer beşer sayfalık birer yazı yazması, bir başka yazıda da tüm bu görüş ve önerileri hem birbirleri, hem bugünün gerekleriyle bağdaştırması, bunların nasıl ve ne ölçüde uygulamaya konulacağını belirleyip açıklayarak bizi aydınlatması gerekmez mi? (...)
Sayfa 160 - YKY·Kitabı okudu
Uğur Mumcu
(...) Pascal'ın güzel bir gözlemi vardır, "İnsan doğal bir anlatım gördü mü hem şaşırır, hem sevinir, çünkü bir yazar görmeyi beklerken, bir insan bulmuştur", der. (...)
Sayfa 150 - YKY·Kitabı okudu
Ekmeğe Tükürmek
(...) Jean Giraudoux'nun romanlarının başlıca genç kahramanları, dünyayı ve insanları, dolayısıyla kendi kendilerini tanımak amacıyla, büyük yolculuklara çıkarlar genellikle; gittikleri yerlerin insanları, kentleri, töreleri, kuşları, ağaçları, ormanları ve ırmaklarıyla da çok güzel kaynaşırlar; ama gerçek anlama ve gerçek kimliğe ancak dönüşte, yurdu yeniden tanıdıktan sonra erişirler. Böylece, Suzanne et le Pacifique'in Suzanne'ı, Robinson'unkinden çok daha anlamlı bir Pasifik serüveninin sonunda, kırk milyon Fransız'ın dağlarına ve ormanlarına verdiği uyumu hemen saptayıverir, "İşte Fransız niteliğim bir meslek gibi geri dönüyor", diye yazar. Forestier için de yurda dönmek gerçek varlığının bilincine varmaktır. Örnekler çoğaldıkça anlarız ki yurt tinsel varlığımızın ayrılmaz bir parçasıdır. O bizi biçimlendirir, biz onu. Bunu anlamak için Giraudoux'ya dek gitmeye de gerek yok. Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi ve Behçet Necatigil de söyler size: yurt kendimizi rastlantıyla içinde bulduğumuz herhangi bir toprak parçası değildir hiçbir zaman, bizden önce orada olanların, ataların, anaların, babaların bizden önce anlam, biçim ve uyum verdikleri özgül bir ortamdır, evimiz, ekmeğimizdir. Bu nedenle, onların anladığı anlamda olmasa da bizim anladığımız anlamda kutsaldır. Onlar için kutsal değilse ya da kutsallığını yitiriyorsa, bu bilince ermedikleri, yani hala birer yurtsuz oldukları, yurdu, tıpkı dil gibi, varlığın oluşturucu öğelerinden biri olarak değil, bir tüketim nesnesi, yağmalanacak bir kaynak olarak gördükleri içindir. Yağmalamak, oya oya tanınmaz duruma getirmek için de küreselleşmeyi beklemediler. Elli yıldır iş başındalar. Elli yıldır dillerinden Allah, Muhammet düşmüyor, ama, bu arada, ekmeğe tükürüp duruyorlar. (...)
Sayfa 90 - YKY·Kitabı okudu
Bingo!
(...) On dokuzuncu yüzyılın başlarında, İskoçyalı bir yazar, Lauderdale, bireysel zenginliklerin arttığı oranda ulusal zenginliğin azaldığını söylemiş. Bireysel zenginliğin artıp ulusal zenginliğin azalması da bizim politikacılarımızın gözde deyimiyle devletin küçülmesinden başka bir şey olmasa gerek. Ne var ki, bireysel zenginlik, belli oranlar içinde de olsa, toplumun tüm katmanlarına dağılmayıp da şu ya da bu yoldan birkaç elde toplanınca, bireylerin zenginliği sayılamaz, salt zenginlik olarak da kalmaz; güç, güvenlik, tüze, öğretim, sağlık, her şeyi kendi hakkı olarak görür, her şeyi kendine bağlamak ister, bağlamayı da başarır. Peki, ne olur bunun sonu? Devleti küçültme çabaları gide gide nereye varır? Marx'ın devletsiz toplum düşüngüsünü, şaşırtıcı bir tersine dönüşle, küreselleşme çağının anamalcıları mı gerçekleştirir? Marx'ın en güçlü izleyicileri bile, yönetimi ele geçirdikleri her yerde, işe kendi devlet aygıtlarını güçlendirmekle başladıklarına göre, "Evet, öyle!" demek oldukça zor. Ama, öyle görünüyor ki, bir yandan "Bu devleti küçültmeli!" derken, bir yandan da "Devlet benim!" diyenlerin devletini düşleyenler az değil. (...)
Sayfa 75 - YKY·Kitabı okudu