DaDa

DaDa
@poemsjargon
Kendiliği,müstakil oluşu, karaduygululuğu, ötekiliği ve sıkı şiiri sever. Bu mecrayı, saydam bir not defteri olarak kullanıyor. * Paylaşımlarım, onlara kattığım subjektif yorumlar dışında, hukuki olarak asıl sahiplerini bağlar.
Afrodit
AFRODİT HAYATTA MIYDI? Nazar Fomin bu şüphe ve ümitle artık insanların ve kurumların değil - onlar Afrodit'in izine hiçbir yerde rastlanamadığı cevabını vermişlerdi kendisine - doğanın, gökyüzünün, yıldızların, ufkun ve ölü nesnelerin kapısını çalıyordu. Yeryüzünde, Afrodit'inin hala nefes aldığını ya da göğsünün çoktan soğuduğunu ona gösterebilecek dolaylı bir işaret yahut müphem bir alamet bulunduğuna inanıyordu. Siper sığınağından tarlaya çıkıyor, lacivert saf bir çiçeğin önünde duruyor, ona uzun uzun bakıyor ve nihayet soruyordu: "Evet? Sen oradan daha iyi görürsün, ne de olsa cümle toprağa bağlısın, bense bir başıma geziyorum, söyle hayatta mı Afrodit değil mi?" (...)
Sayfa 100 - Metis·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
(...) Avcı ormandan sıkıldı; bir kütüğün yanına oturdu, bir hayvan ya da kuşu öldürme arzusuyla -karşısına hangisi çıkarsa- tüfeğini hazır vaziyette bacaklarının arasına sıkıştırdı. Bilimlerden bihaber olduğu, elektrikli trenlere binmediği, Lenin'in mozolesini görmediği ve sadece bir kez onuncu çift-hat geçidi müdürünün hanımına ait şişesinden parfüm kokladığı için öfkeliydi. Lüks trenler uzaklara koşarken kendisi sisli ormanda haşereler, bitkiler ve kültürsüzlük ortasında dolanmaya mecburdu. "Hayvan mı olur kuş mu, ne denk gelirse öldürürüm!" diye verdi kararını avcı. Oysaki çevresinde yine sadece küçük, çelimsiz, vurmaya elverişsiz mahluklar gürültü ediyor, vızıldıyordu. Avcının ayağının dibinde, ağır iş altında ezilen gayretli karıncalar küçük edepli insancıklar gibi geziniyordu: Melun, kulak * karakterli mahluklardı bunlar doğrusu - bir ömür çarlıklarına pılı pırtı sürüklüyor, başa çıkabildikleri tüm küçük ve büyük yalnız hayvanları sömürüyor, evrensel çıkardan anlamıyor ve kendi açgözlü, pürdikkat refahları uğruna yaşayıp gidiyorlardı. * Irgat çalıştıran zengin köylü --ç.n. (...)
Sayfa 15 - Metis·Kitabı okuyor
Girizgah.
(...) Bir lokomotifin ıslığı, ince ve uzak, süratin kasırgasıyla yırtılıp ormanda ve siste çınladı, kaçan perişan bir insanın acıklı sesi gibi. "Polyarnaya Strela!" * dedi avcı. "Nasıl da koşuyor uzaklara, vagonlarında müzik çalıyordur, yolcuları akıllı insanlardır, şişeden pembe su içer ve laf konuşurlar. " * "Kutup Oku" adlı bir lokomotif -ç.n. (...)
Sayfa 10 - Metis·Kitabı okuyor
Pazar Ekonomisi ya da Güncel Anamal
(...) Franz Kafka'nın alçakgönüllü bir kahramanı, dükkanı imparatorluk sarayının önündeki alana açılan sıradan bir kunduracı, ortalığın nasıl yabancı askerle dolup taştığını, semtinin insanlarının nasıl ortadan çekilip her şeyi onlara, bu yabancı askerlere bıraktıklarını ve sarayın bahçesinde sık sık törenler düzenleyen imparatorluk askerlerinin nasıl ortalarda görünmemeyi yeğlediklerini anlattıktan sonra, "Ülkenin kurtuluşu biz esnaf ve tüccarlara bırakıldı; ama biz bu görevin altından kalkabilecek düzeyde değiliz; hiçbir zaman da bunu beceririz diye böbürlenmedik. Bir yanlış anlama var bu işte, yıkılışımıza bu yanlış anlama neden oluyor", diye yakınır. Bizim tüccarlarımız ve esnaflarımızsa, tam tersine, ülkeyi kendileri kurtarmak savındalar; üstelik, bu kutsal görevlerinde sürekli destekleniyor, sürekli alkışlanıyorlar; başta Kafka'nın esnaf ve tüccarlarının önünden çekilmeyi yeğledikleri yabancılar olmak üzere, herkes onlara arka çıkmakta. Bu bakımdan, en yüce görevin onlara verildiği konusunda herhangi bir yanlış anlamadan söz etmeye olanak yok. Ama, ne derseniz deyin, yanlış ortada.
Sayfa 200 - YKY·Kitabı okudu
Baykal'dan,Gandi'ye Ortadoğu İrfanı ve YeniOsmanlıcılık
(...) Fakir fukarayı kandırmak için tasarlanmış bile olsa, böyle bir sav ya da "taktik" karşısında gülmemek zor: millenium, değişim, dönüşüm, küreselleşim, yeni dünya düzeni, ne kadar moda kavram varsa sayıp dökün, sonra da, damdan düşer gibi, düşünsel ve düşünsel yol göstericilerinize gönderin bizi: Şeyh Edebali, Yunus Emre ve Mevlana! Sanki üç büyük filozof, üç büyük toplum bilimci, üç büyük ekonomi kuramcısı söz konusu! Sanki XIII. yüzyıldan bu yana, yeryüzünde bunca filozof, bunca toplumbilimci, bunca siyasabilimci, bunca ekonomi kuramcısı yetişmemiş! Yetiştiyse de Şeyh Edebali, Mevlana ve Yunus Emre'yi aşamamış. Sanki gözlerimizi her konuda Ortaçağ' a çevirmek zorundayız! "Tarihsel bir partinin genel başkanını hemen yargılayıvermek yanlış olur, bir bildiğivardır herhalde, olmasa böyle konuşmaz!" mı diyorsunuz? Ama, gerçekten bir bildiği varsa, bu durumda, Şeyh Edebali'nin toplumsal değişime ilişkin önerileri, Mevlana'nın yabancı anamalın ekonomik ve toplumsal gelişimdeki yeri konusunda geliştirdiği kuram, Yunus Emre'nin geri kalmışlığı yenme "stratejiler"ine ilişkin öngörüleri üzerine üçer beşer sayfalık birer yazı yazması, bir başka yazıda da tüm bu görüş ve önerileri hem birbirleri, hem bugünün gerekleriyle bağdaştırması, bunların nasıl ve ne ölçüde uygulamaya konulacağını belirleyip açıklayarak bizi aydınlatması gerekmez mi? (...)
Sayfa 160 - YKY·Kitabı okudu