Yeniden göz göze geldik ve birbirimize gülümsedik. İşte o anda bir şey oldu. Evet bir şey oldu. Öylesine elle tutulabilir bir şeydi ki bu, dokundum ona. Sanki bilinmedik bir çiçek açtı, her yeri güzel ve okşayıcı kokusuyla sararak. Sanki yüzlerce beyaz güvercin geçti yanımızdan, ipek kanatlarıyla... Sanki ‘yeniden doğuş’ anıydı...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Baktım, başını omzuma yaslamış, uyumuştu Furuğ. Saçlarından bir tutam, rüzgârla uçuşuyor, yüzüme dokunuyordu. Sarhoş edici bir şey vardı havada. Yüreğime işleyen, huzur verici bir şey. Kaygısız ve korkusuz, sevecen ve sevgi dolu bir şey. Furuğ’un sabah uykusu gibi...
Aynalar söküldü duvardan, dönmeye başladı her yanda. O adamın görüntüsü vardı hepsinin içinde. O da dönüyordu aynalarla birlikte. Aynalar, içlerindeki görüntüyle birlikte doldurdular havayı. Sonra birbirlerine çarptılar. Şangırtılarla kırıldı aynalar ve içlerinde kırılıp parçalandı o adamın görüntüsü.
Suratı aynada karardı. Tozlu sis iyice kaplamıştı aynayı. Sanki sis dalgalanıyordu ve o yüzün yansıması parçalanıyordu. Bir rüzgâr geliyordu bir yerden. Soğuk ve dondurucu bir rüzgâr.
Ne kadar sokak geçtim bilmiyorum. Sessiz ve birbirinin aynı sokaklar. Nefes nefeseydim. Adım gibi biliyordum. Bir alan olmalıydı buralarda. Küçük bir alan. Durdum. O koyu sessizlikte düşünmeye çalıştım. Neredeydi o alan?.. Birden iki otomobilin birbiriyle çarpışmasından doğan o boğuk ses yankılandı havada. Dehşetle çakıldım olduğum yere. Sağır sessizlik yeniden çöktü. Bir an bir kuşun kanat seslerini duydum. Usulca uzaklaştı.