Bunları yazarken aniden Mahmud Derviş’in bazı dizeleri geldi aklıma; Ramallah’ta onunla bir lokantadayız. O günkü ateşli tartışma sırasında pek az konuştun, ama Mahmud Derviş’ten bir şiir okumasını istedin, bu isteğin onu çok sevindirdi, sakin sakin ezbere okudu.
O gün okuduğunu değil de, şu sırada aklımdan geçenleri yazıyorum:
“ ... senden önce ölürsem eğer, dedin bana,
bayatlamış sözcüklerden ve gecikmiş buluşmalardan
esirge beni. Uyuduğum topraktan al götür beni,
zira belki de bir sap yeşillik, ölümün bir başka
dikim olduğunu gösterecektir sana... ”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bakış zaferle ona kendi aydınlığının parlaklığını veriyor.
Fakat ruhun en derini, en karanlığı sesleniyor, talep ediyor,
Doğa lütfen ona da bir suret versin diye.
Giderek daha çok terk ediyor tanrısal töz varoluşun bütününü, giderek daha yüksek bir bilince erdirdiği insan ruhlarına akmak için. Onlar giderek daha fazla ruh olurken, ardımızda dünyanın ruhu giderek daha fazla yok oluyor - kendini bize kurban etmek için doğa olarak ölen Tanrı.
Sana kimse dikkat etmiyor kimse durup soluğunu dinlemek istemiyor ama sen ağır yürüyüşünle gururlu doğanın içinde bir gün kayısı ağacının yapraklarına varacaksın çıkacaksın zarif bedenlerine küçük bitkilerin ve yuvarlanacaksın bir yeniyetme ay gibi bir sevgilinin gözlerinden.
Bu gece de kucağımda uyu bir yıldız gibi.
Dünyada hiçbir umut kalmadı.
Gece, bedenini örerken öpüşleriyle
tart acıyı
ve bırak beni
yalnızlığımda
Düşümü anımsarsan eğer
seni bekliyorum
bir sokak şarkısıyla
düşüme gelmeni
yazın içinde
yıldız parıldarken
ışığı giyin