"Jacob bana kendimi güvende hissettiriyordu. Canlı bir ninniydi sanki. Kısık sesle söylenen bir kelimeydi. Sabah yapılan kahve ve kızarmış ekmek kokusuydu ya da sıcak tutan, yün bir battaniyeydi. Hiçbir yere gitmek ya da hiçbir şey yapmak zorunda olmadığınız bir günde çatıya vuran yağmur damlalarıydı."
Aimery tekrar Maha'ya döndü. "Sayborg Linh Cinder'a yataklık ettiğin doğru mu?"
"Ben o isimde birini tanımıyorum," dedi Maha. "Benim bildiğim tek sayborg, Ay'ın gerçek Kraliçesi Prenses Selene Blackburn'dür."
Kai gülümsedi. "Süpermiş." Zinciri boynuna takıp madalyonu yakasından içeri attı. Cress'e çabucak sarıldı. Sıra Iko'daydı. Iko önce hafifçe bağırdı, sonra donup kaldı. Kai geri çekildiğinde, Iko bir ona, bir Cinder'a baktı. Birden gözleri kaydı ve yere yığıldı. Kai korkuyla sıçradı. "Ne oldu? Kapama düğmesine fılan mı bastım?"
Cinder kaşlarını çatarak yaklaştı. "Iko, ne yapıyorsun?"
"Kai bana sarıldı," dedi Iko. Gözleri hâlâ kapalıydı. "Ben de bayıldım."
Kai bir kahkaha atarak Cinder'a döndü. "Sen de bayılmayacaksın değil mi?"