Shakespeare yine döktürmüş. Bu satırlarda kaybolmuşluğu, karamsarlığı, kararsızlığı, acımasızlığı, ihaneti okuyoruz. Kral Hamlet ihtiraslara ve acımasız isteklere kurban ediliyor ve Shakespeare'in de dediği gibi kötü işleri çıkıyor sonunda gün yüzüne. Bir taraftan ihanetle sarsılan Hamlet diğer tarftan aşk ile bağlanmış durumda. Bu iki tezat duygu birbiri içerisinde. Biri diğerini yok edecek ya da ikisi birden yok olacak. İhanetin acısı Hamleti delirtecek gibi oluyor ve annesi Kraliçe Gertrude'nin odasındayken perdenin arkasında saklanandan rahatsız olarak Ophelia'nın babası Polonius u öldürerek Ophelianin delirmesine neden oluyor. Hamlet burada çok haklı, insanların söylediği yalanlardan ve sakladıkları dan bıkmış usanmış durumda ve artık daha fazla görmek, duymak istemiyor bu yalanları; bitirmek, kurtulmak istiyor. Bu zalimliği yıkmak istiyor. Şarkılara ve şiirlere konu olan Opheliamiz işte böylece sonunu hazırlıyor, mizacı gereği çok hassas olan güzel Ophelia dayanamıyor babasını kaybetmeye ve aşkının delirmesine, kafayı hepten yitiriyor. Ben Opheliayi çok sevmiştim çünkü içerisinde o masumiyeti ve samimiyeti görebiliyorsunuz, içten ve aynı. Çok aşık bir kadından sevdiği adamın babasını öldurmesiyle soğuması gereken Ophelia kendi savunma mekanizmasını geliştiremiyor ve olay karşısında aklını yitirerek hayatta en gerekli şeyi kaybediyor. İşte böylece insan hayatının ne kadar geçici, acımasız ve yıkıcı olduğunu görüyoruz Ophelia bize gösteriyor bunu, temiz, saf, güzel yürekli Ophelia. Ve kitabımızın sonunda da her şeyin karşılığınn elbet olacağını görüyoruz, herkes cezasını çekecektir ama bundan zarar gören iyi insanlar da maalesef olacaktır..