seni alıp şöyle odamın köşesine bir yerlere koymak istiyorum.
kelimelerimiz bitene kadar konuşalım, daha sonra saatlerce birbirimize bakalım ama bize beş dakika gibi gelsin istiyorum.
saate bir bakalım gecenin ikisi olsun,
ikimizinde gözlerinde sabahları en tatlı uykuya biraz daha devam etmek için yalvaran çocuk gibi “beş dakika daha” bakışı olsun istiyorum.
beş dakika sonra saate bakalım dört buçuk olsun, “bu saatten sonra uyunmaz” diyip balkonda güneşin doğuşunu izleyelim istiyorum.
eskiden kendimden geçerdim. kendimi çiğneyip geçerdim. ama şimdi, bedenim çelikten bir duvar gibi. kırıp geçmenin imkanı yok. kırıldıkça sertleşiyorum. demek ki yükselişimmiş benim görünmezliğime neden. demek, zihnimden bir dev yaratmammış beni şeffaf yapan.
bir balkon köşesi soğukluğu var içimde, aldığım bir fincan çayın soğuyuşu gibi. yorgunum biraz, dert keder her neyse ondan işte. göz altlarım biraz çökmüş, bi ev ararken yorulmuş. bulamamış kalmış, geçmiş balkon köşesine.
şimdi sen gittin ya ben uğurlayamadım seni içimde. sen gittin ya hani ben bir türlü aşamadım seni. beni bıraktığın sokağın kaldırımına çöktüm daha da kalkamadım oradan. sen gittin ya hani olurda dönersin geri. illa benim için dönmen şart değil kim bilir belki çok sevdiğin bir şeyi düşürmüşsündür de onu arama bahanesiyle dönersin diye kalkmadım bu kaldırımdan. öyle tuhaf bakan çok oldu bana. ben gittiğin yoldan bir an olsun gözümü ayırmadım ama hissettim yani onların bakışlarını. çok mu kötü duruyorum? sen dönsen bu hâlde görsen tiksinir, korkar mısın benden? ben kalkamam, bacaklarım el vermez yürümeye. belki ben kalktıktan sonra dönersin de ben olmam o sırada sonra sen tekrardan gidersin diye ödüm kopar. bağışla beni.