"Kitaplarda her şey var. Anlamlı, bilgece ve güzel ne varsa, şu ya da bu zamanda biri yazmış, kağıda dökmüştür. Bütün bu güzellikleri görmezden gelebilmesi için insanın küstah ya da deli olması gerekir. "
Bekleme odalarında oturan sıkılan insanların tavırlarında, çocuklarına seslenişlerinde, tren istasyonlarındaki vedalaşmalarda babamın yüzünü aradım. Orada burada rastladığım, adını sen onu bilmediğim, hiç farkında olmadan gücün ya da ezilmişliğin belirtilerini taşıyan insanlarda, onun konumunun unutulan gerçekliğini yeniden buldum.
Unutulmaması gereken şu ki,milyonları kentlere doldurup barınma gibi en temel ihtiyaçlarını dahi kamusal bir çerçevede çözmek yerine sermayenin kâr güdüsüne bırakan da; kentin güzelliğini sağlayan her kamusal alanı özelleştirip rant kaynağına dönüştürmeye çalışan da içinde yaşadığımız kapitalist toplumsal düzenin ta kendisidir. Bu düzen kendi kentinin katilidir, öncelikli işimiz o tekrar öldürsün diye kente kalp masajı yapmak değil, kendi sonunu getireceklerini bildiği için çocuklarını yiyen Kronos gibi yarattığı her güzelliği daha serpilip gelişmeden boğmaya başlamış olan bu özel mülkiyet düzenini değiştirmek olmalıdır.