Dudaklarına değen dudaklarım. Dilini bulan dilim. Gözlerimin kapanması. Gözlerimin kapanmasıyla birlikte patlayan binlerce havai fişek. Sonra çöken karanlık. Karanlığın içinde parıldayan, düşen ... düşen, yüzlerce, binlerce yıldız. Bağırmak, parçalamak, parçalanmak isteği. Sonra unutuş. Olduğun yeri. Nerden geldiğini. Nereye gittiğini. Ne zaman geldiğini. Ne zaman gideceğini. (Çünkü zaman çoktan silindi. Çünkü zaman çoktan yok oldu. Ne mutluluk!)
Bir anda her şey silinmişti. Her şey. Yalnız kesik kesik soluyuşunu duyuyordum. Bir de deniz-ter karışımı kokusunu. Şu anda da ansıyorum. Onun kokusunu. Yıllardan sonra. Şimdi de. Derin derin içime çekmiştim. Deniz-ter karışımı, dişil bir kokuydu. Hafif. Handiyse çocuksu.
Gün ne biçim adın var senin?
Gün, bu adı sana kim koydu?
Gün, senin asıl adın ne?
Gün, senin göbek adın ne?
Gün sensen, söyler misin Gece kim?
Gece sensin.