o zaman anladım; biz harika yol arkadaşlarıydık, ancak, sonunda her birimiz kendi rotasında gidecek yalnız bir metal kütlesinden başka bir şey değildik. uzaktan bakınca kayan yıldızlar kadar güzel görünüyorduk. gerçekte ise, tek başımıza
uzaya hapsolmuş, hiçbir yere gidemeyen tutsaklar gibiydik. ancak iki uydunun yörüngeleri tesadüfen kesişince bir araya gelebiliyorduk. hatta birbirimize duygularımızı bile açabilirdik. sadece bir anlığına. hemen sonraki an ise
mutlak bir tek başınalığa doğru savrulacaktık. günün birinde yanıp yok oluncaya dek.
her ikimiz de bilgelik denen şeye sahip değildik ve bunu
telafi edebilecek bir yeteneğimiz de yoktu. kendimizi dayandırabileceğimiz bir temel de yoktu. bizler sonsuz sıfırlar gibiydik. bir hiçlikten bir diğerine sürüklenen zavallı varlıklardık.
öylece durdum ve gökyüzüne baktım; kendimi yukarıdan sıcak suyun döküldüğü bir banyoda gibi hissediyordum, elimi yıkayan tek şey o beyaz ve ılık ışıktı; omuzlarıma, başıma yumuşacık dökülüyor ve bir şekilde sanki içime işliyordu, çünkü içimdeki bütün karanlıklar birdenbire aydınlanmıştı.