Size tıp fakültesinde öğretmezler ancak bu yöntem stetoskop kadar elzemdir. Bir hastayı kaybettikten sonra, muayenehanenize geri dönüp bir başka hastanın gözüne kaçan tozu büyük bir dikkatle çıkarabilmeniz gerekir. Bunu yapamıyorsanız tıbbı bırakırsınız. Ya da başka alanda uzmanlaşmanız gerekir.
"Miles, canın bir şeye mi sıkıldı senin? Bu akşam biraz dalgın gibisin de," diye sordu.
Gülümseyip omuz silktim. "Sanırım bugün eve iş getirdim."
"Böyle yapma çocuğum, ben hiç yapmazdım. Akşam ofisten çıkarken kafama şapkamı taktığım an işimi bankada bırakırdım. Tabii bu şekilde bankaya müdür olamazsın." Sırıttı. "Eh, bankanın müdürü de öldü gitti zaten; ama bak, ben hala hayattayım."
Memelerinin çok küçük olduğu lise yıllarını anımsadı; hatta o zamanlar bu konuda kaygılanmıştı. Fakat şimdi olgun bir kadındı, judo yapması sebebiyle de ölçüsü otuz sekize çıkmıştı.
Sürüp gidiyor, diye düşündü. Her iki taraf için de ölümcül olan nefret. Belki de tohumlar oradadır; bunun içindedir. Sonunda birbirlerini yiyecekler ve biz, dünyanın çeşitli yerlerindeki bazı insanlar, sağ kalacağız. Sayımız bir kez daha inşa etmeye, umut duymaya ve birkaç basit plan yapmaya yeterli olacak.
Ama yine de, görülecek bir şey yok; bedenin yapacağı bir şey yok. Kaçmak? Her şey panik içinde kaçma hazırlığında. Ama nereye ve niçin? diye sordu kendine. İpucu yok. Dolayısıyla da olanaksız. Uygar insanın ikilemi; beden hareketli ama tehlike belirsiz.