– Ey süvari! Hele bir sür bu yana atını.
Deli sopasının üstünde koşturarak geldi.
– Ne var, dedi. Çabuk söyle atım huyludur, yerinde duramaz.
– Sana delice bir şey sormak istiyordum, dedi adam. Evlenmek niyetindeyim ama bir yandan da korkuyorum. Nasıl bir kadın bulmalıyım ki, mutlu olayım? Huysuzlanan atını zor bela dizginleyerek cevap verdi deli:
– Üç çeşit kadın vardır. Biri dert, ikincisi mihnet, üçüncüsü süs. Birincisi sana yar olmaz, tümüyle senden ayrı kalır. İkincisinin yarısı sende olur, yarısı senden ayrı kalır. Üçüncüsü tümüyle senin olur. Ve atını topuklayıp hızla uzaklaştı. Adam ardından koştu.
– Dur, gitme! Elbisenin kolunu verdin, gövdesi yok. Ben bunu nasıl giyeyim? Hele bir şunu aklımın alacağı gibi anlat.
Atı iyice huysuzlandı delinin, kelimelerini hızlıca koşturarak verdi cevabını:
– Birincisi çocuklu dul kadındır. Anıları bir çember örmüştür etrafına, dünden geçip de kolayca varamaz bugüne. Sevgisini daha çok önceki eşinden olan çocuğuna verir. İkincisi sadece dul kadındır. Yarısı senin, yarısı eski eşinindir. Üçüncüsü hiç evlenmemiş olandır. Tümüyle senindir.
Artık atı iyice sabırsızlanmıştı, tam dörtnala koşup gidecekti ki, adam bağırdı:
– Lütfen bekle biraz. Son bir şey soracağım.
– Çabuk ol, dedi deli. Çocuklar bekliyor.
Adam sakalını kaşıyıp alnının çizgilerini çatarak sordu:
– Bunca bilgeliğe kavuşmuşken, bu delilik oyunundan amacın nedir?
– Sırrımı soruyorsun, dedi deli. Dinle öyleyse, şehrin ileri gelenleri senden ehlini bulamayız, gel başımızdaki sarık ol dediler. Bu yüzden işi deliliğe vurdum. Kadı olmaktansa, deli olmak daha iyidir.
Adam alnını kaşıyıp bakadursun deli sopadan atını sürdü, çocuklara karıştı.