Ve taşan yağmur borularından sular damlasa da, köprülerin altındaki tüneller soğuk gözyaşları dökse de, suyun kıyısındaki kavak ağaçları narin ve acısını unutmamış bir çeşmenin sızlanmasına benzer bir şekilde titreşseler de Hugues artık çevresindeki şeylerin acısını duymuyor, şehri de kanallarının binbir şeridi içinde kundaklanmış bir halde kaskatı görmüyordu.
Hugues o geceleri yeniden yaşıyordu... Kusursuz unutuş!.. Yeni başlangıçlar! Zaman, engebesiz bir nehir yatağı boyunca akıp gidiyor... Hala hayattayken sonsuzluk içinde yaşayabiliyor insan!
Fakat hafızamız tarafından bir süre korunan ölülerin yüz ifadeleri, tıpkı üzerinde camı olmayan pastel tozunun uçup gitmesi gibi ilk önce yavaş yavaş bozulur, sonra tamamen yok olur. Böylece ölülerimiz içimizde ikinci kez ölür.
Bir zamanlar ciddi ciddi kendini öldürmeyi düşünüyordu. Ah! Bu kadına ne kadar da tutkundu! Gözlerini hala üzerinde hissediyor; uzaklara, ufkun bir köşesine kaçan sesinin hala peşinden koşuyordu. Peki bu kadında ne vardı da ona tamamen bağlanmış ve ortadan kaybolduğundan beri gerçek dünyayla bağı kesilmişti. Demek ki, ağızda kolay kolay kaybolmayan ve bir kül tadı bırakan o Ölüdeniz meyvelerine benzeyen aşklar da vardı.