Hugues hareketsiz ölü bedenin üzerine eğilerek, bu saçlardan örülmüş upuzun örgüyü hastalığının son günlerinde kesip almıştı. Bu ölümün bize gösterdiği merhamet değil midir? Her şeyi mahveder ama bir tek saçları en ufak bir hasar vermeden bırakır. Gözler ve dudaklar, her şey birbirine karışır ve çöker; fakat saçların rengi birazcık olsun solmaz. Yalnızca onlarla yaşamaya devam edebiliriz! Ve şimdi, geçen beş yıla ve dökülen onca gözyaşının tuzuna rağmen ölü karısının iyi korunan saçları neredeyse hiç solmamıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ayrılık Hugues için korkunç olmuştu: Aşkı gösterişte, eğlencede, yolculukta, arzusunu tazeleyen yeni ülkelerde bulurdu eskiden. Bu yalnızca örnek bir evlilik hayatının verdiği huzur dolu zevkten ibaret değil; aynı zamanda saf bir tutku, durmak bilmeyen bir coşku, hararetli öpüşler, kanaldaki iki paralel rıhtımın birbirlerinden ayrı olmalarına rağmen suda görüntülerinin birbirine karışmasıyla birleşmelerine benzeyen bir ruh uyumuydu.
"Bir kitap okurken, müzik dinlerken ya da sinemaya gittiğimde, eseri zamanla keşfederim. Resimse ayrı hikaye. Saatler geçse bile tablo kendinden hiçbir şey kaybetmez. Ne başı, ne ortası ne de sonu vardır. Resmi severim çünkü, müdahale edilemez hareketsizliğinde, başka türlü ifade edilemeyecek bir şekilde zamanın dışında var olur sanki. Bir tablo tıpkı saatin tik taklarının sihirle durması gibi gözlerimin dinleneceği bir yer, sonsuz bir an illüzyonu yaratır."