Ayrılık Hugues için korkunç olmuştu: Aşkı gösterişte, eğlencede, yolculukta, arzusunu tazeleyen yeni ülkelerde bulurdu eskiden. Bu yalnızca örnek bir evlilik hayatının verdiği huzur dolu zevkten ibaret değil; aynı zamanda saf bir tutku, durmak bilmeyen bir coşku, hararetli öpüşler, kanaldaki iki paralel rıhtımın birbirlerinden ayrı olmalarına rağmen suda görüntülerinin birbirine karışmasıyla birleşmelerine benzeyen bir ruh uyumuydu.
"Bir kitap okurken, müzik dinlerken ya da sinemaya gittiğimde, eseri zamanla keşfederim. Resimse ayrı hikaye. Saatler geçse bile tablo kendinden hiçbir şey kaybetmez. Ne başı, ne ortası ne de sonu vardır. Resmi severim çünkü, müdahale edilemez hareketsizliğinde, başka türlü ifade edilemeyecek bir şekilde zamanın dışında var olur sanki. Bir tablo tıpkı saatin tik taklarının sihirle durması gibi gözlerimin dinleneceği bir yer, sonsuz bir an illüzyonu yaratır."
Saatim bir süredir saat 5'i gösteriyor.
Belki de durmuştur.
Eskiden olsa dinleme imkanımız olurdu, kulağımızı saatimize dayayıp tik tak seslerini duyardık. Şimdi kuvars sağ olsun, bu imkan sona erdi. Saat ölü gibi sessiz.