Edebiyatta bir kahramanın büyüklüğü onun sosyal önemiyle değil temsil ettiği ahlaki ikilemin büyüklüğü ile ölçülür. Bir karakter sosyal mertebesine, ünvan ve makamına bakılmaksızın, bir romanda iyiyi ve kötüyü temsil ettiği zaman büyük olur. Bir roman veya dramda hükümdarın önemsiz bir karakter olabilmesine karşın, hizmetkarın kahraman olabilmesinin sebebi budur. Bu durum hayatta niçin böyle değil? Bunun sebebi, yazarın yazarken bizi kahramanın ruhuna götürmesi, buna karşın gerçek hayatta insanların sadece dış yüzünü tanımamızdır. Bir insan yıllardır yakınımızda (işte veya çevremizde) yaşıyor olabilir ve biz onu tanıdığınızı sanabiliriz. Oysa gerçekte bildiğimiz tamda isim, meslek, malî durum ve sosyal konum gibi hiçbir ahlaksal değer taşımayan şeylerdir. O kişi hakkında hakikaten önemli olan ve sadece bir yazarın bize söyleyebileceği şey genellikle bilinmeksizin kalır.
Aliya İzzettbegoviç - Özgürlüğe Kaçışım, Zindandan Notlar Sayfa 38
Platon ve Müşahede ehlinin inancı bu tür deliller ile değil bir başka şeye[keşf ve müşahedeye] dayanır. Platon şöyle demiştir "Bedenimden sıyrıldığımda ışıklı felekler gördüm"...
Biz, zatımızda soyut ışık olmamıza rağmen bir berzah edemiyoruz. O halde cevhersel, diri ve eylemli bir ışık bir bir berzah var edemiyorsa, bir cansız berzah bir başka berzahı hiç var edemez