"Ben insanların yenilenmesine, bunun gerektiğine inanıyorum. Eğer birisi pislenecek olursa, öncelikle onu hamama götürüp yıkamak, sonra da tertemiz giysilerle donatmak gerekir. Böylece iyleşmiş, kirlerinden arınmış olur. Öyle değil mi? Yok eğer kişinin ruhu kir tutmuşsa; o zaman kan akacak olsa da; eski deriyi soyup çıkarmak ve yerine yenisi koymak gerekecek demektir. Doğru değil mi? Tersi bir durumda bir insanın içini nasıl temizleyip kirinden arındırırsın, ha?"
Bana kalırsa, insanın etini değil, ruhunu kıymık kıymık ederler. Bu daha çok acı verir insana. O pis elleriyle, insanın ruhunu tuttukları vakit, acısı daha çok olur bunun...
"Dünya bizimdir. Dünya işçilerindir. Bizim için ırk ve uluslar yoktur. Salt bizi horlayanlar ve arkadaşlar vardır bizler için. Tüm işçiler dostumuzdur. Tüm varsıllar ve güçlüler ise karşıtımız... İnsan gerçekçi bir gözle dünyaya bakacak olursa, bizlerin ne denli sayıca çok olduğumuzu anlayabiliyor. Ve işçilerin ne kadar büyük bir gücün sahibi olduklarını anladığımızda, insan öyle mutlu, öyle kıvançlı oluyor ki. Sanki bir pazar günü doğuyor içimizde. Yahudi, Alman, Fransız da aynı sevinci duyuyor, dünyaya bizim gözlerimizle baktıkları zaman. Biz sanki tümümüz aynı ananın çocuklarıyız, Anacık. Tekmil yeryüzündeki işçilerin aynı olan ekmek kavgasının ve önünde hiçbir gücün geçemeyeceği kavganın kardeşleriyiz bizler. Gide gide büyüyen bir güç bir güneş gibi ısıtıyor bizi. Adaletin gökyüzünde doğmuş yeni güneşi bu. Adalet göklerin güneşi... Bu gökyüzü de işçinin gönlündedir.