“Ya pencerenin önünde oturan kadın... annem mi? Anacığım, kurtar bu perişan oğlunu! Onun ağrılı başçağızına gözyaşlarını damlat! Bak neler çektirdiler oğulcuğuna! Zavallı oğulcuğunu bağrına bas, anacığım! Ona bu dünyada yer yok! Her yerden kovup kovalıyorlar onu. Anacığım! Şu zavallı yavruna acı!..”
“Görünüşü öyle uslu, öyle mazlum, konuşması öyle ince, öyle aşağıdandır ki... "Kalemciğimi açacaktım, çakıcığınızı lütfeder misiniz?" Ama bir de bakarsınız ki, kalemciğini değil, çuvalcığını açmış ve sizi öyle bir soyup yağmalamış ki don gömlek kalakalmışsınız!..”
“Evinden tertemiz bayram giysileriyle çıkmış birine yoldan geçen bir arabadan azıcık bir çamur sıçramayagörsün, herkes parmağıyla bayram giysisi çamurlanmış adamı gösterir, ne kadar özensiz, düzensiz olduğundan söz eder; oysa aynı insanlar, leke içindeki gündelik giysileriyle yanı başlarından gelip geçen onlarca kişiyi fark etmez. Çünkü gündelik giysideki leke görülmez.”
“Herkes kendi işini yapsın, yeter. Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir.”
İnsan dışardan bakıldığında uygar bir insan gibidir ama kendi içinde bir ilkeldir. İnsanın bir yönü vardır ki , kökenini gerçekten ele vermeyi hiç istemez , bir başka yönü de , bütün bunları çoktan aştığına inanmasıdır.