"Çok önceden bazı insanlar, yaşamın yalnızca bir rüya olduğunu düşünmüşler. Benim içimde de sürekli böyle bir duygu var. İnsanın yaratıcı ve araştırıcı gücünün dar bir sınır içine hapsedildiğini anlayabiliyorum. Şu zavallı varlığımızı devam ettirmekten başka bir amacımız yok. Sadece temel gereksinimlerimizi gidermeye çalışıyoruz, başka bir şeyle uğraştığımız yok. Bu yüzden, içinde bulunduğu zindanın duvarlarına hoş resimler, ferahlatıcı manzaralar çizen mahpuslara benziyoruz. Wilhelm, bunları düşündükçe sanki aklım duruyor, sonra kendi içime dönüyorum ve orada başka bir dünya buluyorum. Bu âlemde, hayat ve hareketten daha çok sezişler ve karanlık arzular var. Gözümün önünde binbir çeşit hayaller görünüyor. Ben ise gülümseyerek derin düşüncelere dalıyorum."
"Aslında yanlış anlaşılmak hepimizin ortak kaderi. Ah, gençliğimin biricik sevgilisi yok artık, ne yazık ki... Onu hiç tanımamış olsaydım keşke! Bazen kendime "Sen bir delisin," diyorum. "Sen artık olmayan bir şey arıyorsun." Ama eskiden o sevgili bu kolların arasındaydı işte. Kalbinin atışını göğsümde duymuştum. Büyük bir varlığın yanında yükselmiş, kendimi aşmış gibi hissediyordum. Çünkü onun yanında gücümün sınırlarına kadar ulaşmış hatta zorlamıştım. Ulu Tanrım! O zamanlar varlığımın el değmemiş, kullanılmamış tek bir gücü kalmış mıydı acaba? Yüreğimin tüm dünyayı kucaklayacak kadar büyük gücünü ona gösteremedim mi? Onunla yaptığımız sohbetler, en hassas duygularla, kimi zaman çok ileri gidilen ama tümü de yaratıcı, iğneli şakaların sürekli bir dokunuşu değil miydi?
"Fakat saygınlıklarını korumak için kendilerini halktan uzak tutmaları gerektiğini düşünenler, en az düşmanının karşısında ölüm korkusuyla gizlenenler kadar yerilmeyi hak ederler diye düşünüyorum."