Bu iç içe geçmiş hareketli, şekilsiz bütünlüğün ortasında, sağda solda, kah yakınında, kah uzaktaki erişilmez yaylaların üzerinde bir topluluğu, canlı renklerle aydınlanmış bir ayrıntıyı, gardiyanı ve sopasını, jandarmayı ve kılıcını, başlıklı bir başpiskoposu, en yukarıda ise tıpkı bir güneş gibi parıldayan taç giymiş, göz kamaşnrıcı imparatoru görür gibi oluyordu.
Uzaklardaki bu ihtişamın, gecesinin karanlığını dağıtmak yerine onu daha kasvetli, daha katlanılmaz kıldığını düşünüyordu. Tüm bunlar, yasalar, önyargılar, olaylar, insanlar, nesneler, Tanrı'nın uygarlığa dayattığı o karmaşık ve gizemli hareketliliğe uygun bir şekilde başının üzerinde gelip gidiyor, onu acımasızlığın eşlik ettiği tasvir edemediğim bir dinginlikle, kayıtsızlığın eşliğindeki bir amansızlıkla ezip geçiyordu. Bahtsızlığın en derinlerine düşmüş ruhlar, belirsizlikterin artık hiç önemsenmeyen uçururnlarına yuvarlanmış bahtsızlar, yasaları reddedenler, başlarının üzerinde, altında olmayanlar için olağanüstü görünen ama altında olanları tüm
ağırlığıyla ezen toplumu hissederler.