(SPOİLER)
Ayfer Tunç’un Kapak Kızı romanı, tek bir hikâyeden çok, aynı kadına farklı açılardan bakan hayatların romanı. Okuma sürecimde kitap benim için tam anlamıyla sürükleyici değildi; yer yer durakladı, yer yer düşündürdü. Ayfer Tunç’tan ilk okuduğum Suzan Defter’e kıyasla dili ve akışı bana daha mesafeli geldi. Buna rağmen, karakter çözümlemeleri ve ele aldığı meseleler bakımından güçlü bir metin olduğunu düşünüyorum.
Romanın merkezinde erotik bir derginin kapağında poz veren “ayın kızı” Şebnem var. Ancak Şebnem’i doğrudan anlatan bir hikâyeden çok, onun başkalarının hayatlarında açtığı çatlakları okuyoruz. Hikâye, karlı bir gecede trenin yolda kalmasıyla, tesadüfen bir araya gelen karakterlerin iç dünyalarına odaklanıyor.
Şebnem, yokluk içinde büyümüş ama bu yokluğu boyun eğerek değil, meydan okuyarak karşılamış bir kadın. Cesur, umursamaz ve sınırları zorlayan bir yerde duruyor. Onun çıplak pozlar vermesi romanda yalnızca erotik bir unsur değil; aksine toplumun ahlak, kadın bedeni ve özgürlük algısına yöneltilmiş bir sorgulama gibi duruyor. Şebnem, diğer karakterlerin yapamadıklarını yapan, cesaret edemediklerini göze alan biri.
Ersin, Şebnem’in gençlik yıllarındaki ilk aşkı. Aynı zamanda akrabası. Aralarında kimsenin bilmediği, hatta kendi içinde bile tamamlanamamış bir ilişki var. Fakat zamanla bu ilişki devam etmemiş. Ersin korkaklığından pişman. Şimdi ise banka müfettişi olarak tekdüze bir hayat sürüyor. Hayatından memnun değil ama onu değiştirmek için de geç kaldığını düşünüyor. Kitapta da denildiği gibi hayatımı devam ettiremeyecek kadar farklı değiştiremeyecek kadar geç kalmış hissediyor. Ersin karakteri, romanın “erteleyen”, “bekleyen” ve bu yüzden sıkışıp kalan yüzünü temsil ediyor. Şebnem’e duyduğu öfke de biraz buradan geliyor; onun cesareti, Ersin’in