Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1848 Şubat’ında, Avrupa’yı sarsan devrimlerin eşiğinde kaleme aldığı Komünist Manifesto, yalnızca bir siyasi program metni olmanın çok ötesine geçerek, insanlık tarihinin en etkili ve en çok tartışılan metinlerinden biri haline gelmiştir. “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor – komünizm hayaleti” gibi çarpıcı bir girişle başlayan bu metin, okuyucuyu hemen içine çeker. Marx ve Engels, bu kısa ama yoğun metinde, o güne kadarki tüm insanlık tarihinin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ilan eder. Buradan yola çıkarak, kendi dönemlerinin en dinamik ve devrimci sınıfı olarak gördükleri burjuvazinin yükselişini ve onun kaçınılmaz çöküşünü, yerini alacak olan proletaryanın zaferini bilimsel bir tarih anlayışıyla, diyalektik materyalizm ışığında analiz ederler. Manifesto, burjuvazinin feodalizmi nasıl yerle bir ettiğini, üretim araçlarında sürekli devrim yapma zorunluluğu yüzünden nasıl dünyayı dönüştürdüğünü, sürekli genişleyen bir pazar ihtiyacıyla uluslararası ilişkileri nasıl şekillendirdiğini anlatırken, aynı zamanda onun kendi mezar kazıcılarını, modern işçi sınıfı proletaryayı da nasıl yarattığının altını çizer. Proletaryanın, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti ve onun en nihai ifadesi olan burjuva devleti ortadan kaldırarak, sınıfsal çıkarları tüm toplumun çıkarlarıyla örtüşen, evrensel bir sınıf haline geleceğini ve sınıfsız, sömürüsüz, yabancılaşmanın olmadığı komünist bir toplumu kuracağını öngörür. Metin, burjuva ideolojisine, aile anlayışına, vatan ve milliyetçilik fikrine getirdiği radikal eleştirilerle sarsıcıdır. Komünistlerin, tüm dünya işçilerini birleştirme misyonunu vurgular ve ünlü “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” çağrısıyla son bulur. 175 yıldır sayısız dile çevrilmiş, sayısız baskı yapmış ve milyonlarca insanı