O gece, aşık olma yeteneğimi sonsuza dek yitirdiğimi, bir daha sonsuza dek gülmeyeceğimi, düş peşinde koşmayacağımı sanıyordum. Ama sonsuzluk uzun bir zaman parçasıdır. Uzun süren hayatım bana hiç değilse bunu öğretti.
Tres Marias’a kendi ellerinle ektiğin ortancalar pek güzel oldu; kimileri mavi, çünkü gübrenin içine birkaç bakır mangır attım, doğanın gizidir bu. Ne zaman toplayıp vazoya koysam seni anıyorum, ama ortada çiçek yokken de seni anıyorum, her an seni anıyorum. Ferula işin aslı şu ki sen beni bırakıp gittin gideli hiç kimse beni seni sevdiğin gibi sevmedi.
Clara… diye mırıldandım hiç düşünmeden ve yanağımdan aşağı bir yaş yuvarlandı, sonra bir daha, bir daha ve sonunda bir keder sağanağı, bir hıçkırık seli, bir özlem ve üzüntü boğuntusu olup çıktı.
Öyle ki bilmek istemeyenlerin, normal bir yaşantı yanılsamasını sürdürmeye gücü yetenlerin, bir acılar denizinde pusulayı şaşırmış bir salda olduklarını yadsıyabilenlerin, tüm kanıtlara karşın kendi mutlu dünyalarının birkaç sokak ötesinde başkaları bulunduğunu, bu başkalarının da hayatın karanlık yüzünde yaşayıp öldüğünü bilmezlikten gelebilenlerin dingin yaşamına koşut olarak böyle bir dehşetin varlığını sürdürdüğünü dünya öğrenmeliydi.