Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekâlâ, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?..
Mutlaka ben de pek çok kez sözlerimle kırdım seni, ama ardından hep bilirdim bunu, acı çekerdim, ama o sözü bastırabilmeyi başaramazdım, daha ağzımdan çıkarken pişmanlık duyardım. Ama sen sözlerinle döverdin, kimseye acımazdın, ne söylerken ne de sonrasında, insan senin karşında tamamen savunmasız kalırdı.
Temelde hayatını yönlendiren inanç, belirli bir Yahudi toplumsal sınıfına özgü görüşlerin kayıtsız şartsız doğruluğuna ve aslında bu görüşler senin varlığının bir parçası olduğu için de, kendine inanmaktan ibaretti. Burada epeyce Yahudlilik vardı, ama bir çocuğa aktarmak için yetersizdi, sen bunu aktarırken tümüyle harcanıp gittiler. Kısmen aktarılamayacak gençlik izlenimleriydi bunlar, kısmen de senin korkulan varlığın. Ürkekliği yüzünden aşırı bir dikkatle gözlemleyen çocuğa, Yahudilik adına hiçliklerine yaraşır bir kayıtsızlıkla uyguladığın birkaç hiçliğin daha yüce bir anlamı olduğunu anlatmak imkânsızdı. Bunların senin için geçmiş zamanların küçük hatıraları olarak bir anlamı vardı ve bu yüzden benimle paylaşmak istiyordun, ama sana bile kendinde bir değer ifade etmedikleri için, bunu ancak kandırarak ve tehditle yapabiliyordun; bir yandan başarılı olması mümkün değildi bunun, diğer yandansa buradaki zayıf konumunu kesinlikle anlayamadığın için, görünüşteki inatçılığımdan ötürü bana öfkelenmene yol açıyordu.